Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Kars / Arpaçay / Akmazdam Köyü

5 tane "akmazdam köyü" etiketli yazı bulundu "akmazdam köyü" tagli diger ogeler resimler , videolar

http://www.arpacaykars.com.tr.tc/ Sitesine Teşekürler

http://www.arpacaykars.com.tr.tc/ ye Teşekkür Ederiz Kaynağını Bizle Paylaştığı İçin Sizde Bu Siteyede Girmenizi Tavsiye Ediyorum

Arpaçay Yayla

27.09.2006_01-23-03_0019.jpg

26.09.2006_16-45-00_0002.jpg

26.09.2006_16-39-59_0001.jpg

26.09.2006_16-47-58_0003.jpg

26.09.2006_16-51-53_0004.jpg

26.09.2006_16-55-34_0005.jpg

26.09.2006_16-59-32_0006.jpg

26.09.2006_17-03-36_0007.jpg

26.09.2006_17-08-10_0008.jpg

26.09.2006_17-12-23_0009.jpg

26.09.2006_17-16-45_0010.jpg

26.09.2006_17-20-10_0011.jpg

26.09.2006_17-24-45_0013.jpg

26.09.2006_17-28-24_0014.jpg

26.09.2006_17-34-25_0015.jpg

26.09.2006_17-38-47_0016.jpg

26.09.2006_17-42-36_0017.jpg

26.09.2006_17-46-32_0018.jpg

Kars Genel Billgiler

Yanlışlar varsa uyarın

YÖRESEL ŞENLİKLER

Çok eski zamanlardan beri kutlanılan Nevruz yanında, hıdrellez, koyun yüzü, seyran gibi şenlikler yöre yaşantısında önemli bir yer tutar.

Nevruz

Hem Hz. Ali'nin Halifeliği, hem de bahar bayramı olarak kullanılan nevruzun hazırlıkları bir halta öncesinden başlar. Evlerde genel temizlik yapılır. Giysiler alınır ve hediye gönderilirin kutlanması anlamında taşımaktadır. Kutlama Çarşamba akşamı ateş yakma töreni ile başlar. Toprak damlar üzerinde gecenin geç saatlerine değin bu ateş ile Hz. Ali'nin halk ile savaşa çıkmayı duyurması canlandırılır. Ertesi gün (Perşembe) ölü bayramıdır. Evlerde helvalar yapılır, yemişler alınırın. Mezarlığa gidilip, mevlit ve Kuran okunarak dualar edilir. Sonra da herkes yanında getirdiği helva ve yemişleri çocuklara, öksüzlere, yoksullara dağılır. Artanlar ise mezarlar üzerine serpilir, nevruzdan önceki geceye yörede "ihya gözleme" denir. Bu Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilişinin taziyesi anlamındadır. Köy ya da mahalle halkı bir evde toplanır. Sabaha kadar dualar edilir, ağıtlar söylenir. Akşam ve sahurda ilk kez yemek yenir ve gün ağarırken dağılınır.

Gündüz yeniden bir araya gelinerek nevruz kutlanılır. Bu günde hindi kızartmak gelenekselleşmiştir. Herkes birbirine mendil, çorap, iç çamaşırı, yemiş gibi armağanlar verir. Nevruz nişanlıların da görüşme günüdür.

Hıdrellez

Baharı karşılama anlamındaki hıdrellez şenlikleri Ocak sonu ile Şubat başlarında yapılır. Hazırlıkları harman kaldırılırken sonbaharda başlar. İler ev son harmandan bir kısım buğdayını hıdrellez için eler ve saklar. İlk kar yağınca da "bakalım mübarek hıdrellez nasıl gelecek" sözleri ortalığa yayılmaya başlar. Zemherinin (Ocak) 27'sinden gücükün (Şubat) 3'üne değin iki Cuma arası hıdrellez olarak kullanılır.

"Bu cumada atlandı, öbür cumaya inecek" diyerek hıdrellezin gelmesi beklenir. Hıdrellez için saklanan buğday sac üzerinde kavrulur. Biraz kavurga yapılır, birazda hafif kızartıldıktan sonra sacdan alınıp "kir kire (el değirmeni ile) çekilir kavurga yapılır." Bakır bir tasa alınan kağut, boş bir leğen, su dolu ibrik, kullanılmamış havlu, ayna, tarak, küçük bir masrafa ve bir kaşık ile birlikte boş bir odaya bıraklır. Böylece hıdrellezin odaya gelip, leğende abdest alınacağına, tastaki kağuta elini basıp içine su dökürek karıştıracağına ve eve bereket getireceğine inanılır. Halta boyunca odalarda toplanılarak kavurga kağut yenir. Hıdrelleze ilişkin öyküler anlatılır. Kavrulan hıdırellez buğdaylarından birkaç avuç bir torbada bahara saklanır. Ekilecek tohuma katıldığında ekilecek ürünün bereketli olacağına inanılır.

Koyunun Yüzü : Yaz başında koç katımından 100 gün sonra kutlanır. Sıkıntılı kış günlerinin geride kalışı, sürünün o yılki durumunun belirginleşmesi koyunun yüzü şenliklerinde kullanır. Koç katımından sonra herkes 100 gün sayar. Çobanlar toplanarak eğlence düzenler. Aralarından ikisi kadın kılığına girerek köye iner. Çeşitli sazlar eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. Bu sırada kadın kılığına giren çobanlar evin oğluna, eş yada hanımının kulağına geldiklerini söyleyerek kilere dalarlar. Sandıkları açmaya çalışır, kimi zamanda evin erkeğine cilve naz yaparak sezdirmeden ellerinde sakladıkları iğneleri batırırlar. Bu taşkınlıkları önlemek için erkekler para ve sigara, kadınlarda yağ, bulgur, çorap gibi armağanlar vererek çobanları ağırlamaya çalışır. Yüzüncü gün içinde hangi koyunun kısır, hangisinin gebe olduğu anlaşıldığından sürü sahipleri düzenlenen törenlerde çobanlan ödüllendirirler.


Seyran Şenliği

Yaz ortasında yapılan şenlik bir tür hasat öncesi eğlence sidir. Yaylaya çıkıldıktan 1,5-2 ay sonra yöre köyleri birbirine haber vererek belirlenen düzlük-suluk bir alanda toplanılır. Her köy kendi sazlarıyla yaylasından seyran yerine iner. Erkekler bir yanda olmak üzere , geniş halkalar oluşturulur. Bir davul-zurna ekibi kadınların, bir ekip de erkeklerin arasında çalarak halaylar tutulur, tek oyunlar oynanır. Bu şenliklerin en büyük eğlencesi köyler arası karşılaşma niteliğindeki güreşlerdir. Eleme yöntemi ile birinci olana çeşitli armağanlar verilir. İkindi zamanı her köy davul-zurnasıyla kendi yaylasına döner .Yemekten sonra ateş yakılır, eğlence burada sürdürülür. Sabah yeniden seyran yerine inilir, şenlik bir hafta sürer.

Kotan Sürme ve Modgamlık Geleneği

Kars köylerinde Temmuz ayının karşılığı "kotan ayı"dır Kotan ayı yazın en hareketli dönemi ve yöre yaşamının mihenk tası gibidir. Çocukların doğumu kotanla anımsanır: "bıldır kolanda doğduydu ya" ya da askere gidiş: "kotan gelecek ki bir yıl ola". Rus köylülerinin yöreye getirdiği kotan, toprağın derinliğine işlenmesi ve o döneme göre toprak sürmede kolaylık sağlayışı ile kısa zamanda benimsenip, yaygınlaşmıştır. Bir kotan koşumu 8-10 çift öküz, ve bir o kadar insan gerektirir. Herkes "ağır reçber" (zengin) değil ki ha deyince kotan koşsun. Bu durumda birkaç kişi bir araya gelir, öküzüyle, adamıyla "modgam ollur" yani kotan ortaklığı kurar. "Gündönümü" (22 Haziran) ile başlayan Modgamlık "ot biçimine" (Ağustosa ) dek sürer.

Modagamlıkta anlaşma "gün hesabı" üstüne kurulur. Kolan (araç) kiminse ilk hak onundur. Genellikle dört gün kotana (sahibine) ayrılır. Sonra kolanı sürenin "majgal"m sırası gelir. Majgal adı, kotanın tutulacak yerinden, yani "mac"dan kaynaklanmaktadır ki; majgalın hakkı da üç gündür. Öküz sahiplerinin payı ise iki gün¬dür. Öküzlerin gözetimi, bakımıyla ilgilenen "öküzcü"Jerden gece öküzcülerine de iki gün kotan sürülür. En düşük pay birer günle boyundurukta oturan ve öküzleri süren 8-10 yaşlarındaki çocuklarındır. Bu çocuklara da "hodekh" denilir.

Şafakla koşulan kotan, günbatımında çözülür. Kimin tarlası sürülmüş ise, kotanda çalışanların yemeğini o verir. "Kuşluk yemeği" gün doğunca tarlaya getirilir. Sabahlan genellikle yağlılardan oluşan ağır yemekler verilir. Yarma ve un lapasına yağ ile süt katılarak yapılan "haşıl" değişmez yemeklerdendir. Bişi, yağlı yufka, erişte pilavı, kuymak ve helva da kuşluk yemekleri arasındadır. Öğleye elemek ve yoğurt verilir. Çalkarama (ayran) içine ekmek doğranarak "umaç"yapılır. Akşam yemeklerinde ayran aşı, kesme aşı, boz aş, herie gibi çorba türleri bulunur.

Cuma dinlenme günü olup kotan koşulmaz. Perşembe gün batımında kolan açıldıktan sonra herkes evine döner. Yörede yaygın inanışlardan biri kotan ile ilgilidir; "malın (hayvanların) gönlünde 10 adet düğüm varmış, Perşembe akşamı, 'yarın dinlenme günüdür' diye bunun dokuzunu açar, birisini saklarmış ve şöyle dermiş: 'ne olur ne olmaz insan oğlu mukhenettir (kadir bilmez) bakarsın Cuma günü de koştu.

Kotan sürerken uyku gelmesini, uyuşukluğu önlemek, ritim sağlamak için koro halinde söylenen türkülere "horavel" denir. Öküzlerin de horavel ritmine uyduğu söylenir. Genellikle majgalın "heey hey hey" çekmesiyle horavel başlar: "sürün gidelim başa/ kotan değmesin daşa/ ho de hodakh!" bunu bir ağızda çekilen "hoooo!...hoo!--.hoo!..." sesleri izler. Kotanlama denen atışmalarsa işin en eğlenceli yanını oluşturur. Kotan guruplarından biri iş başı yapmış, diğerleri daha kalkmamışsa "kızıl tuman ağ baldır/ hodakh yatmış gel kaldır" diye söz atılır. Onlar koşuma hazırlanırken de yeni bir horavel çekilir: "gökle yıldız sayılmaz/çiğ yumurta soyulmaz/biz bir baş gidip geldik/onlar yatmış ayılmaz". Kotan koşulduktan sonra karşı horavel söyleyecek grup, önce öbür kotandakilerden birine seslenir: "Memmeeet, Memmet / sabahın dar sesine / bacın keklik ben avçı/düşmüşüm ensesine". "Karşı grup bunu hemen yanıtlar: Duvarçığı yağladım / baş böğrüme bağladım/ gettim sizin kapıya yar yar diye ağladım". Bu atışmalar aralıklarla akşama değin sürer.

Kotan koşunu açma da töresel özellikler gösterir. Tarlalar sürülüp, bitirilince kotanlar açılır, o gece tarlada yatılır. Sabah hodaklar çevreye yayılır, çiçek toplar. Kotandaki koşun sırasına göre öküzler arabaya koşulur, baştan sırla çiçeklerle bezenir. Önceki öküzlerin boyunduruğuna da bayrak asılır. Kotan, yatak, yorgan arabaya yüklenir. Kotan da olduğu gibi arabayı da majgal sürer. Hodaklar boyunduruğa oturur. Türküler horavellerle köye girilir. Doğruca kolan sahibinin evine gidilir, topluca yemek yiyilir ."Hergi kurtardık, Allah sağlıkla ekmemizi nasip elsin" denilip helalleştikten sonra dağılır.


Kars'ta Halk Takvimi


Ocak: Karakış-Zemheri
Şubat: Güçük(Kısa ay)
Mart: Döldökümü (Kuzuların Doğumu)
Nisan: Yağmur Ayı
Mayıs: Çiçi yayı
Haziran: Yayla Ayı
Temmuz: Kotan Ayı
Ağustos: Ot Biçimi
Eylül: Böğürme (Rüzgarın Böğürmesi)
Ekim: Harmanay-Sarabayı
Kasım: Koçayı (Koç Katımı)
Aralık: Nahır ayı (Sığır sürüsünün otlaktan dönmesi)

Geleneksel Seyirli Oyunlar

Orta oyunları

Kars, köy seyirlik oyunları ve ortaoyunları açısından da çok zengindir. Kına gecelerinde, düğünlerde oyuncular becerilerini sergileyerek seyircileri güldürürler. Tiyatronun temeli sayılan köy seyirlik oyunları, köylerde toplantıların, eğlencelerin en zevkli bölümleridir. Kervan Oyunu, Deve Oyunu, Köşe Oyunu, Yüzük Oyunu, Aşık Oyunu, Yaş Oyunu, Hortlak Bezeme, Harembaşı Oyunu, Yayık, Pişik bu oyunların başlıcalarıdır. Yörede, bir köyden öbür köye (oğlan evinden kız evine) gelin almaya giden oğlanın yakınlarına "atlı" denir. Bu oyunlarda da en güç roller atlılarındır.

Kervan Oyunu

Seyircilerin çevirdiği alana önce, koyun postu giymiş, yüzünü isle karartmış, başına da papak (başlık) geçirmiş kervancı gelir. Yanında iki de adamı vardır. Tipiye yakalanmış ve köye sığınmıştır. Muhtarı sorar. Kız. tarafından biri ayağa kalkarak, muhtar olduğunu söyler. Kervancı atlılardan birini göstererek, "hele şu sandalyeyi ver de önce oturayım, uzak yerden geliyorum, çok yorgunum, sonra konuşalım" der. Gösterilen atlı sandalye olur. Kervancı üstüne oturur. Sonra "bu gece bizi köyünüzde konuk eder misiniz?" diye sorar. Muhtar öbürlerine danışarak kalabileceklerini söyler. Kervancı, önce hayvanların evlere dağıtılmasını ister. Aklına gelen hayvanları sayarken, muhtar demesin ki ortada hayvan varmış gibi "bir eşeğim var, bir katırım var, bir ayım var, itim var" diye atlılara dağıtır. Kervancıyı da kendi evine götürmek üzere yanma alır, alandan alır. Bir süre sonra ya da düğün birkaç gün sürdüğünde ertesi gece, kervancı alana girer, muhtara teşekkür eder. "Siz bize çok iyilik ettiniz, havalar düzeldi, yola koyulalım, hayvanlarımı toplamaya geldim. Hepsini seslerinden tanırım. Hele ararsın bakalım eşeğim. Bakayım horozum da bir karışıklık olmasın sonra" der. Atlılar hayvan sesi çıkarır. Kimi kez de "bu benim kendimin sesine hiç benzemiyor" diyerek atlıları güç durumda bırakır. Gülüşmelerle oyun sona erer. Aynı oyun yörede Köse Oyunu adıyla da bilinir.

Körüyü Gapa (Körüğü Kapa)

Bu oyun da düğünlerde oynanır. Oyun bir kalaycı, iki de çırakla oynanır. Yüzleri kömürle karartılmıştır. Kalaycı, keçi kılından sakal takar, çırakların elinde birkaç bakır kap, bir buçuk metre uzunluğunda bir sopa ve bir kaç kalaycı aracı vardır. İzleyicilere kalaylanan kapları olup olmadığını sorarlar. Olumlu yanıt alınca usta çıraklara döner: "haydi oğullar getirin körüğü kuralım" der.
Atlılardan biri körük olur. Çıraklar onu apar topar getirip ortaya oturtur. Oyunlar gelinin onuruna yapıldığından eğlencelerde atlılar karşı çıkamazlar. Kalaycı çırakların yardımıyla elindeki sopayı ortaya gelen atlının ceketinin sağ kolundan sokar, sol kolunda çıkarır. Çırağın biri adamın arkasına geçerek sopanın iki ucundan tutar, bir körükmüş gibi sağa sola sallamaya başlar. Ağzından da körük gibi ses çıkarır. Öbür çırak kapları siler, usta da kap kalaylıyormuş gibi yapar.
O sırada bir kişi hızla alana girer ve: "usta ne durursun, baban öldü, hadi gidelim" der. Usta aldırmaz: "adam sende boşver, zaten çok yaşlıydı, çok kötüydü" di¬yerek işi sürdürür. Aynı kişi az sonra koşarak yine gelir: "usta anan da öldü" der. Usta yine aldırmaz "aman sende galmağal (kalabalık) eyleme, o zaten karımla geçinemezdi, çek körüğü" diyerek aldırmaz. Haberci sonuncu gelişte karısının öldüğünü söyleyince usta dövünmeye başlar: "Hayvah hay" der, "şimdi evim yıkıldı". Kendi saçıymış gibi körük olan atlının saçını yolar. Çıraklara "hele toplayın hacatı (araçları), kapayalım körüğü nefes almasın" deyip doğrulur. Körüğün ağzını kapatıyormuş gibi hazırlanarak ocak kurumunu adamın ağzına yüzüne sürer.

Pisik

En yaygın oyunlardandır. Pisik, yerli ağzında kedi demektir. Erkeklerden bir gün önce eve getirdiği eti karamanın yediğini öğrenir. Karısı ise "Eti pisik yedi" der. Kadın kocasını görmüyorrnuş gibi yaparak pisik türküsünü söyler ve oynar:
Tandıra koydum bacayı
Üstüne Örttüm keçeyi
Tez getir yarın acayı
Han harabın kedisi
Ev harabın kedisi Kocası türküye katılır
Böyle yüzsüz olur mu ?
Pisik de hırsız olur mu?
Kedi de değil kendisi
Kadın duymamışcasına türküsünü sürdürür. Oyun bu şekilde karşılıklı türkülerle devam eder.

Çocuk Oyunları

Yörenin çocuk oyunları, diğer yörelerdeki oyunlara benzer. Çocuklar büyüklerin oyunlarına da katılır. Aşık Oyunu, Yüzük Oyunu değişik adlarla Kars'la da görülür. Yüzük Kimde? oyuna da bunlardandır.

Yüzük kimde

Oyuncular bir dizi oluşturur. İçlerinden biri ebe olur. Tüm oyuncular arkalarını dönerek gözlerini yumar. Ebe elindeki kemerle dizidekilerden birinin eline vurarak "yüzük kimde" diye sorar. Eline vurulan kuşkulandığı kişiyi gösterir. Ebe bu kez onun eline vurarak yüzüğün kimde olduğunu sorar. Sonunda yüzüğü bulan ebe olur. Ebe de onun yerine geçer. Oyun böylece sürer.

DİNİ BAYRAMLAR
Dini Bayramlara karşı büyük bir saygı ile ilgi duyulmaktadır. Birçok işler, bu yüzden bayram öncesi yapılacak işler, bayram sonrası yapılacak işler diye ikiye kararlaştırılır. Düğün, sünnet, beh, nişan gibi
Bayrama büyüklü, küçüklü hazırlanılır. Bayramdan bir hafta evvelinden hazırlıklar başlar. Evlerin temizliği, giyeceklerin yenilenmesi ve hazırlanması., gelin göremeler için bayram hediyelerin alınması gibi
Bayramın Şarafa ve Arefe günlerine kadar hazırlıklar tamamlanır. Arefe günü mezarlıklar ziyaret edilir. Varsa küsüler bayram günü barıştırmak için uzmaşma ve hazırlıklara başlanır. Köyün ileri gelenleri küsülülerin barıştırılması için gönüllü olarak görev alırılar. Barışma olayından dolayı ortamda müthiş sevinç yaşanır.
Bayram günü, Şeker Bayramı ise; bütün evlerde pilav pişer, hoşaf ve tatlılar hazırlanır. Kurban Bayramında ise; kurban kesiminden önce yenilmek üzere diğer yemekler yapılır.
Camiide Bayram Namazı kılınmasının ardından ilk bayramlaşma camii içerisinde başlar. Camii çıkışından sonra ilk ziyaret edilen yerler, yakınlarını kaybeden ailelerin ziyareti tamamlandıktan sonra hemen hemen tüm komşular birbirleri ile bayramlaşırlar. Köy içerisinde grup grup dolaşmalar ve toplu bayramlaşmalar köy içerisinde bir hoş olmaktadır. Bayram havası beldemizde bir hafta sürer.
Bayramlarımızda; akrabalar arasına yeni katılan gelin ve hısımları için bayramlıklar gönderilir, daha doğrusu kızevi tarafından böyle bir bekleyiş olur. Gönderilmemesi veya gecikmesi durumunda onur meselesi yapılır. Şeker Bayramı ve Nevruz Kutlamalarında gelin tarafına özellikle kurbanlık gönderilir. Damat tarafınca getirilen kete, çörekler komşulara dağıtılarak paylaşılır. Bu paylaşıma Nemer denir. Nemer alan evler, misafirleri davet ederler. Nişanlı Kız tarafına hediye gönderilen kurbanlıklar çoğu kez kesilmez, kızın çeyizinde damızlık olarak çeyize katılır veya sonradan tekrar erkek tarafına gönderilir. Bu hısımların birbirlerini kollamalarına veya samimiyetlerine bağlıdır.Bayramlıkların gönderilmemesi durumunda hısımlar arasında birçok dedikoduya yol açar.

EVLENME
Evlenmelerde ailenin baskısı gerek kız ve gerekse erkek üzerinde baskını sürdürmektedir. Bu sebeble akraba evliliklerine sıkça rastlamak mümkündür. Birçok aile, yaşılılık ve kendilerine hizmette kusur edilmemesi için akraba evliliğinin tercih sebebi olrak görür.
İlçemiz içerisndeki evlenmeler, kız ile erkeğin konuşması, tanışması veya akrabalar aracılığı ile olur. Bu tarz tanışmalar ya bir düğünde, ya bir yayla çıkışında veya yayla inişinde yada yayladaki ziyaretlerde yapılan gezilerde olur. Eğer kız başka bir köyde ise; oğlanın bir vesile ile oraya gitmesi, bir misafirlik, veya oradaki akrabalarının elçiliği ile münkün olur. Beğendiği kızı istemek için ilk plan olarak; gencin arkadaşları konuyu kıza iletirler. Akabilinde yakınlarına, akrabalarına daha da ziyade annesinde duyururlar. Eğer genç gurbette ise bu konu mektupla uzakta olmanın da verdiği rahatlıkla dile getirilir. Bundan sonra iş kız istemeye gelmiştir. Olmadık hallerde kız kaçırılmaya kadar gidilir. Kız kaçırma olayı nadiren yapılsa da, daha çok başlık bedelinin ağır şartlarda olması durumunda uygulanır. Başlıktan kurtulmanın bir diğer yolu da; Aldeğişiklik yapmaktır. Her iki ailede, 1er delikanlı ve 1er kız varsa ve gençlerin birbirleri ile anlaşması durumunda bir nevi takas yapılır, başlığa bir kolaylık sağlanarak tatlıya bağlanır.

KIZ İSTEME
kız isteme; erkek tarafınca kızın beğenilip ve anlaşma sağlanmasından sonra başlar. İşe önce ağız arama ile başlanır. Eğer kız başka köyde ve orada tanıdıklar yoksa bir şekilde oraya misafirliğe gidilir. Kız ve erkeğin yakınları arasında bir müşavere başlar. Kolay kolay da kalkıp gidilmez. Malum boş dönmek gurur meselesi edilir. Hoş bir defa gidilmekle de kız alınmaz, daha bunun gitgeli vardır.Kız evi, naz evidir.
Kız istemede geleneksel olarak; erkeğin babası, amca ve dayı gibi yakınları elçilik yapar. Kız evinde hazırlıklar yapılır. Yemeklerden sonra büyüklerce söz açılır,Erkek tarafı der ki; Hiç demiyorsunuz siz niye geldiniz diye Kıztarafı da derki : Hoşgeldiniz, sefa gelmişsiniz, gözüstüne gelmişsiniz.
Elçi, Allahın emrini yerine getirir, kız babası hiç vermeyecekse vereceği cevap gayet yumuşak bir uslüpla Vallah ne diyeyim Allah yazmışsa olur, kısmette varsa olur. Bir müddet susmalar , birbirinin yüzüne bakmalar, ev içerisindce gidip gelmeler, danışmalar başlar. Eğer taraflar arasında önceden anlaşma sağlanmışsa iş uzatılmadan tatlıya bağlanır. Şayet kız verilmeyecekse danışacaklarımız var, kızın vekili var onlara da bir danışalaım sizden birkaç gün müsaade alalım, bu arada bir yol bakarlar. Şayet kız hiç verilmeyecekse Vallahi bizim evlenecek kızımız yok der ve kesin cevabı vermiş olurlar.
Elçilik tamamlanıp kız alındıktan sonra hemen gelinin boyu görülür. Evin gelini veya başka bir kız, o da yoksa akrabalardan bir tanesi gelini göstermeye getirir. Gösteren önde, gelinde ardında gelerek misafirlerin eli öpülür. Elçilerde kendi aralarında kararlaştırdıkları kadarı ile geline Boygörmesi verirler. Göstericinin peşkeşi de bunun içindedir. Bundan sonra sıra Beh ve Nişana gelir

Beh ve Nişan
Taraflar arasında kararlaştırılan birgün Beh veya Nişan verilir. Beh nişandan önce verilir. Behe ekseriyetle erkekler gelir, kadınlar az oranda katılırlar. Behin diğer adı Erkek Nişanıdır. Geline getirilen ilk hediyeler, entariler, çamaşırlar, yüzükler, küpeler, başörtüleri, ayakkabı ve çoraplardan oluşur. Behin ucunda (bir eşarbın ucuna bağlı olduğu için de böyle denilir.) bir miktar para verilir.
Nişan, Behe nazaran daha kalabalık olur, kadınlar çoktur, onun için de Avrat Nişanı da denmektedir. Bazen düğünde yapılacak çok işler burada yapılır. Bu yüzden nişanlar, düğünler kadar ağır olur. Nişanda Pasa toplanırsa, düğünde bir daha tabak yapılmaz. Nişan verileceği için kızevinde nişana gelenleri Atlı çekmek için komşulara çay verilir. Nişana gelenler, çaya gelenlerce götürülür.
Getirilen bütün eşyalar hazırda olanların gözüönünde açılır ve birer birer gösterilir. Nişandan düğüne kadar olan zamana nişanlılık dönemi denir. Kız tarafı da Damada nişan olmak üzere aldıkları yüzüğü, mendil, çorap gibi diğer hediyelerle beraber gönderirler.
Beh ve nişanın ikisinin birlikte yapıldığı da olur. Bu en çıkarlısıdır. Tarafların birbirlerine kollamasına bağlıdır.


DÜĞÜN
Kız ve Damat taraflarının işlerine elverdiği bir tarihe düğün kararı verilir. Bayram öncesi, bayram sonrası, askere alınma, terhis olma, yayla inmesi veya çıkması gibi. Kesim kesmeye gidilir. Başlıktan kalanlar (nişandan kalanlar) verilir, bağışlanan bağışlanır, başka alınıp verilecekler kararlaştırılır. Ne kadar pirinç, yağ, etlik, çay, şeker ve diğer eksiklikler kararlaştırılır. Damadın evinde hazırlanan atlı kağıtları ( davetiye ) dağıtılır. Kimlerin düğüne davet edileceklerini kararlaştırmak için, çay verilir. Eğer kızevi başka köyde komşulara çay verilir. Kız evinde atlıların kalması hoş karşılanmaz, atlılar çay içen komşularca birlikte giderler. Hazırlıklar tüm hızıyla devam ederken, bir yandan da kızın tarafı çarşıya alış-verişe götürülür.
Kız ve Damadın sağdıçları seçilir. Gelin sağdıcı ile davette dolaşır. Gelin kızı, yakınları ve komşuları evlerine sırayla davet ederler. Damadın arkadaşları da damadın sağdıcının evinde toplanır. Adeta düğün burada başlar. Çeşitli şakalar, oyunlar yapılır. Damadın şahı donatılır.
Düğünde davul-zurna ile Aşık ayrı ayrı istenir. Bazen her ikisi de olur. Aşıklı düğünler daha sözlü sohbetli geçer. Düğün evinde misafir atlılar ve komşular toplandıktan sonra Aşık, bir serküşte veya döşeme söyler. Bu döşeme ders, öğüt-nasihat şeklinde olur. Saz ve sözü ile düğünün hayırlı olmasını diler, atlıları tarif eder, bazı aşıklar atlıların gönlünü almak için, bazıları ise atlılardan bahşiş almak için yaparlar. Bu anormal bahşişlerin bazen düğün masraflarını geçtiği de olur.

HONÇA KALDIRMA
Gelinin sağdıcı evinde hazırlanan tespilere, gelinin elbisesi konur. Üzerlerine renkli valalar sarılır ve her tepsi bir çocuğun başına konulur. Gelin, sağdıcı ve düğüne gelenlerce davul-zurna ile kız evine gelinir. Honça dolu kazan üzerine getirilmesi uğurlu sayılır. Honçayı getiren çocuklara bahşiş verilir.

GELİN SAÇI
Honçadan sonra saçı verilir. Saçı için verilecek yemeğin masrafı damat tarafından karşılanmıştır. Saçıya eskiden sadece kadınlar katılırlardı ama şimdi erkeklerde katılmakta. Hediyeler gelinindir. Toplanan paralar ile geline birşeyler alınması gerekir ama bunu yapan aile sayısı azdır.

ŞAH KALDIRILMASI
Saçının akşamı kız sağdıcı evinden kız şahı kaldırılır. Sağdıç evinden kızın evine gelinir. Şah grup vakti ile akşam ezanı arasında kaldırılır. Birbirine eşit uzaklıkta ortada bir uzun ve etrafında aynı boyda dört çıtadan yapılmış bu beşli ağaç çakmaya ŞAH denir. Üzerine çeşitli meyveler dizilir, ortadaki en uzun kısma birde Bayrak yerleştirilir. Diğer uçlara elma veya yumurta takılır.
Şah kalkmasında çocukların keyfine diyecek yoktur. Hep bir ağızdan Here Bir Allah Allaaaaaah. Sesleri ortalığı çınlatır. Şahın önünde güreşierler, silahlar patlar. Güreşçilere bahşişler verilir.
Gelinin geldiği günün akşamı da Damadın sağdıcı evinden Damat Şahı kalkar.
Düğün günü; kızın evinde gelini uğurlama hazırlığı vardır. Atlılar biraz daha erken kalkmışlar, varsa Aşık yine devran eder, akşamdan kalan hikayenin noksanını bitirir veya misafirlerin arzularını yerinde getirir. Çeyizler yazılır, bu arada gelinin erkek kardeşlerinden 1 tanesi veya yakınlarından biri sandığın üzerine oturur. Sandık üzerine oturmayı kapı basmayı takip eder. Bunlara bahşişleri verilir. Gelinin eşyaları hazırlanan arabaya veya mevsime göre eğer az ise kızaklara yüklenir.
Gelin arabasına, gelin, kız yengesi, damat yengesi, kız çıkarma ve diğer yakınları biner, hareket anında damat yengesi bir güzel gıcık verir ( yani kız tarafına sizden böyle kız götürülür dercesine çinko tabağın arkasını yemek kaşığıyla çalar.) Bir yandan da verdik bir dana, aldık bir sona, galın yana, yana ve gelin aracı hareket eder. Atlı gaydası bir güzel çalınır. Gelini almaya gelen atlılardan birisi, kız yengesinden Müjde Yastığı alır. Müjde yastığını erken getiren atlının atının boğazı renkli valalar ile süslenir. Bu atlı tekrar düğün alayını karşılamaya döner. Bunun bahşişini damat yengesi verir.
Gelin, damat evine inince ayağının altına bir kazan ters çevrilir. Üzerine bir çay tabağı konur. Gelin arabadan inerken sağ ayağı ile bu tabağın üzerine basarak kırar. Damat sağdıcı ve arkadaşları ile damın üzerine çıkarlar, ellerinde mendil ağızları kapalı, üzerlerinde bir palto veya pardesü olur. Bu damadın büyüklerine karşı utanma ve nezaket ifadesidir. Damdan yere, gelinin başına meyve ve bozuk para atılır. Küçük çoçuklar kapan kapana yarışırlar yere düşenleri alabilmek için. Damat elindeki elmayı veya portakalı gelinin başına vurmaya çalışır. Eğer gelinin başına vurabilirse bunu da kendisine ÖVÜNDÜ yapar.
Toplanan atlılara düğün yemeği verilir. Bu yemekte para toplanır. Bu para toplama işine tabak veya Pasa denir. Düğüne iştirak edenlerin adı ve köyü söylenip yazılır. Pasa toplamak bir nevi borçtur yani düğüne gelenler yazılır ki onların düğünü olduğunda şu anki düğün sahibi de onların düğününe katılabilinsin. Malum, gelenin düğününe gidilir veya gitmek gerek deriz ya işte onların kaleme alınması

DAMAT VE GELİN ZİFAF USULLERİ
Damadın evinde,kınada oynayıp ,düğün son bulduktan sonra herkes evine gider damadın evinde bir zifaf odası hazırlanmıştır gelini getirdiği Karyola yatak ve bir kısım çeyizleri ile bu oda donatılmıştır.
Damat ve gelin her ikisi de getirdikleri şahı orada bozar meyvesini yerler eğer gelin başka bir
Köyden gelmişse şahı orada bozar meyvesini getirir.

AYAK BASMA
Gelin önce konuşmaz damat dolaylı yollardan konuşturmaya çalışır ve gelin bir dil bağı ( hediye olur) verir konuşturur. Bu arada gelinin ayağına basmaya gayret eder aynı şeyi gelin de yapmaya çalışır denirki her kim erken ayağına basarsa evlilik boyunca onun sözü daha geçerli olur.
Damat odası sağdıç ve kız yengesi tarafından beklenir kız yengesi gelinin bakireliğini ispat eder dışarıda da silah atılır.

www.kockoy.bel.tr adresinden alınmıştır.

Yerel Ağız
Kars'ta Yerel Ağız Özellikleri: Karmaşık bir toplumsal yapısı olan Kars'a, çeşitli zamanlarda birçok Türk oymağı yerleşmiştir. Bu nedenle zengin bir folklora ve değişik ağız özelliklerine sahiptir. İlin zengin ova ve yaylaları, öteden beri sınırdaş Türk oymaklarını çekmiştir. Yöre, hayvancılıkla geçinen göçerlerin uğrağı, doğu kökenli birçok Türk oymağının, pek çok da Azeri'nin yerleşim yeri olmuştur.
Karapapak ya da Terekeme, Dünbüllü ya da Çarıhçı, Kaçar, Türkmen, Ayrım, Afşar, Bayat, Muğan oymakları değişik zamanlarda yörenin çeşitli köy ve kasabalarına yerleşmiştir. Bunlar da kendi aralarında kimi kollara ayrılır. Bu oymakların ağız özellikleri de birbirini etkilemiştir. Yerli Kars ağzı da kendi arasında Kars köylü ağzı , Zarşad (Arpaçay) ağzı Bardız, Şüregel ağızları gibi kimi ayrımlar gösterir. Aralarındaki küçük ayrımlara karşın bu ağızlar özde benzeşirler.
Ağız özellikleri, yörelere göre değişken bir yapı gösterirse de egemen dil özellikleri Azeri lehçesi anımsatır. Yerel ağzın başlıca özellikleri şunlardır:
Bilmen ünlüler yanında uzun a ( â ) ve e ( e ) sesiyle kapalı e ( e ) sesi yerel ağızda çokça kullanılır. Başlıca ünlü değişmeleri:
a / e : Dene (Tane), teref (Taraf), zerer (Zarar), nefte (hafta), sedeget (sadakat)
a / e : Heyvan (Hayvan), Eşk (Aşk)
a / ı : Davı (dava), hıyal (hayal)
a / o: Ovu (ağu), hovuz (havuz)
a / u: Oruyu (oraya), peygumber (peygamber)
e / a: Alma (elma), halva (helva), şahta (sahfe)
e / i : Kise (kese), geciyi (geceyi)
e / ö: Öv (ev), övlat (evlat), zövk (zevk), dövlet (devlet), söv (sev), mövle (mevla)
ı / i : İldiz (yıldız), il (yıl), İydır (Iğdır) i / a : Şahap (sahip), sahal (sahil) i / e : Seher (şehir), cevan (civan), nene (nine), elaç (ilaç)
i / e: Çok görülen bir ses değişmesidir. İlk hecedeki i sesi , genellikle e' ye dönüşür, eşit (işit), nêçe (nice), hêç (hiç), bêçara (biçare), tesbêh (tespih)
i / ı : Gazı (gazi), zalim (zalim), fanı (fani)
i / u: Yahidu (yahudi), fulan (filan)
i / ü: Şüşe (şişe), cüt (çift), müsafir (misafir), tülkü (tilki)
i / y: Ayle (Aile), Kayde (kaide)
o/ o: Sohbet (sohbet), öyne (oyna)
o/ u: Dohtur (doktor), urman (orman)
u/ e: Mehebbet (muhabbet), Mehemmet (Muhammet)
u / ı: Yımırta (yumurta), vır (vur), bı (bu), hamı (kamu), namıs (namus)
u / i: Bizov (buzağı), dudi (dudu)
U /o: Dodan (dudak), oyan (uyan)
u /ö: Böyün (bugün), töyfe (tuhfe), möhteber (muteber)
u /u: Yugeri (yukarı), hüdüt (hudut)
U /i: Kiçik (küçük), icret (ücret)
ü /ö: Röya (rüya), höyük (büyük), göyerçin (güvercin), möhlet (mühlet), göher (güher)
Yerel dildeki ünsüz değişmelerinin başlıcaları da şöyledir
B /p: Pit (bit), pozul (bozul), putun (bütün)
B/m: Mana (bana), min (bin)
D/t : Taha (daha), tökül (dökül), tükan (dükkan), tüş (düş)
G/k: Könül (gönül), keş (geç)
K/g: Gul (kul), gulah (kulak), gıbla (kıble), gesebe- (kasaba), gıy (kıy)
Kimi zaman ses değişmeleri ; sözcük ortasında da olur
Mejbur (mecbur), göştü (göçtü), patişah (padişah), tehnif (teklif), esgi (eski), fegir (fakir), sahla (sakla), indi (şimdi), seye (sana), ikimci (ikinci), çerçep (çarşaf), döy (döv) gibi.
Çoğu zaman da ses değişmeleri sözcük sorumdadır. Gılıc (kılıç), heç (hiç), eşih (eşik), helg (halk), kırh (kırk), zerel (zarar) gibi.
Kimi zamanda ünlü türemeleri de olur
İraf (raf), irazi (razı), irazt (rast), Ürüstam (Rüstem) gibi.
Kars yerel ağzında ünsüzlerin yer değiştirmelerine sıkça rastlanır. İrbaham (İbrahim), gılba (kıble) , surfa (sofra), örgen (öğren), argı (ağrı), riskin (diksin) gibi.
Bir de sözcük içinde yan yana bulunan iki ünsüzden ikincisinin aykırılaştığı görülür. Muhakgah (muhakkak), sekgiz (sekiz), bitdi (bitti), çıhtı (çıktı) gibi.

Yerel ağızda sık görülen ünsüz ikileşmelerine birkaç örnek
Atasözleri Bilmeceler - Ninniler
Atasözleri
Yöre insanı, güç koşulların biçimlendirdiği yaşamında doğayla içiçedir. Ortak ürünlerin çoğunda olduğu gibi atasözlerinde de doğayla ilgili deneyimlere, izlenimlere, benzetmelere yer verilir. Yalnız bir cümleyle dünya görüşü özetlenir.
Kars'tan derlenmiş atasözlerine birkaç örnek
Toyuk (tavuk)gaznan (kaz ile)yerise (yürürse). (Ayağını yorganına göre uzat anlamında kullanılır.)
Yumurtana göre kığılla (bağır). (Aynı anlamdadır.)
Boyunduruk ne biler, zor camuşdadır. (Kişinin çektiğini, zorlukları başkalarının tam olarak bilemeyeceğini dile getirir.)
İt başı honçada durmaz. (Honça, Kars'ta güveyin kız evine kuru yemişle doldurup üstüne renkli örtü örterek gönderdiği tepsidir. Bu atasözü, değerli şeylerin yanında değersiz şeylerin yakışıksız kalacağını anlatır.)
İti gaya gölgesine bağlayıplar, öz kölgemdi deyip. (İti kaya gölgesine bağlamışlar bu benim gölgemdir, demiş) (Toplumdaki yerini bilmek, başkasının gölgesinde büyüklenmemek gerektiğini vurgular.)
Kurbağa deryaya işiyip en büyük balığa haber gönderip ki, men bu deryaya ortağam. (Yukarıdaki atasözüyle aynı anlamdadır ve gereksiz büyüklenmenin gülünç kaçacağını açıklar.
Korun talaşına mı mum bahalıdır. (Mumun pahalı olması körün umurunda mı.) (Görmeyen ya da bakıp da değerlendiremeyenler için çevresinde olanlar bir anlam taşımaz, manasındadır.)
Sürüşen (sürçen) atın başı kesilmezidir. (Bir kez yanılanı hemen gözden çıkarmamak gereğini anlatır.)
At atın ya huyundan ya tüyünden alar (alır).
Kapını mökkem (muhkem, sağlam) kapat, komşunu oğru (hırsız) tutma. (Elinden gelen önlemi almadan başkasını suçlama, anlamındadır.)
Maya buddu gelinen, ner buâdu oğul çıkar. (Dişi deve gibi boylu poslu, güçlü gelinden, erkek deve gibi güçlü oğul çıkar.) (Soya çekimin önemini vurgular.)
Halana bak oyna. (Yapacağın işte deneyimlilere danış anlamındadır.)
Herkes aklının tehrini (ürününü) yiyer. (Kişiler yeteneklerine göre başarılı olur, iş tutar, aklının yettiğini yapar demektir.)
Zenatine hor bakan aç kalır. (Yaptığı işi küçümseyenin verim alamayacağını vurgular.)
Derdine vaktinde ağla. (Derdini, eksiğini zamanında gör, önlemini al anlamındadır.)
Bulut Göli'ye (Göle'ye), dön gel geriye; bulut Muş'a, başla işe. (Doğa deneyimlerinden kaynaklanan bir atasözüdür. Bulutlar Göle taralında, yani kuzeyde ise hava bozacak demektir. Tarlaya gidilmez, geri dönmek gerekir. Bulutlar Muş tarafında, yani güneyde ise o gün hava iyi olacaktır ve işe başlanabilir.)
KARS ADINA YAZILMIŞ DİĞER ATASÖZLERİ
Koyunu olmayanın bıçağı keskin olur.
Pehlivan güreşte belli olur.
Vuran oğul babaya kalmaz
Komşu baldan tatlıdır.
Sevildiğin yere çok gitme
Yapı daşı yerde kalmaz
Yetimi döveceğine üstünü cır
İt ayıbını bilse özüne tuman diker
El tutanın eli kesilmez
Atın ölümü arpadan olsun
Allah dağına bakar kor verir, bağına bakar bal verir.
Gülen kızın ağlayan gelinliği olur.
Oğul dayıya benzer, kız halaya benzer
Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.
Ağlayan uşağa, gepe vermezler
Çığrılan yere erinme, çığrılmayan yere görünme
Bilmeceler
Kars'ta bilmeceye "Tapbaca" denir. Tapbacaların çoğu mani biçiminde söylenir. Yöreden yerel ağızla söylenmiş birkaç terekeme tapbacası Bu dağda lale gezer Elinde piyale gezer Ne giğiller ne de yumurtar
Dahncah lale gezer
(Ay, Yıldız)
Dağda düleyman(mayali süt, peynir) gördüm Suda Süleyman gördüm Duzsuz pişen aş gördüm Yatar göyşer (döner)daş gördüm

(Deleme peynir, balık, helva, değirmen)
Daşdandı kömürdendi Keçen gün ömürdendi Lale bir yemiş yedi

Ağacı demirdendi
(şiş kavaf, "sis kebap),
Ninniler
Yöreden yerli Kars ağzıyla söylenmiş birkaç ninni Örneği
Ellerin balası külden, topraktan
Benim balam gülden, yapraktan
Nenni de balam a nenni
Nenni de yavrum a nenni

Gizdir nazdır
Bin guruş azdır
Bin daha getir
Gel sel yüreğimi götür

Nennide balama a nenni
Nenni de yavruma a nenni
Meydanda atlar
Yanyana otlar

Balama gurban olsun
Goç goç yiğitler
Nenni de balama a nenni
Nennide yavruma a nenni

Geleneksel Halk Müziği ve Ağıtlar
Kars ve yöresi, buraya yerleşen değişik etnik topluluklar nedeniyle halk müziği ve oyunları yönünden zengindir. Bar yöresidir ki, yerli halk yanında Azeriler ve Türkmenler de bar oynar. Köylerde ise seyirlik oyunlar yaygındır.
Halk müziği
Kars, türküleri ve oyun havalarının ezgi yapısı ve ritim özellikleriyle çok renkli yörelerdendir. En önemli özelliği de aşıklık geleneğini yaşatan tek il olmasıdır.
Kars'ta iki resmi derleme yapılmıştır. İlki 1950'de Ankara Devlet Konservatuarca gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaya Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen katılmıştır. 1973'te TRT'nin yaptığı ikinci derlemeyi Nida Tüfekçi , Muzaffer Yönden, Zihni Devcin gerçekleştirmiştir. Derleme aşıklık geleneği, atışma örnekleri ve davul, zurna havalarını içermektedir. Ayrıca Latifşah, Ani, Alparslan, Emrah, Köroğlu gibi müzikli halk hikayeleri, açık makamları da kayda alınmıştır.
Yurdun çeşitli kesimlerinde genellikle hava, gayda, ağız, ayak gibi sözcükler makam yerine kullanılmaktadır. Kars'ta ise ezgisel yapıya makam denilmektedir. Araştırmalarda ayrı ayrı adlandırılan makamların, çoğunun ayrı dizede olduğu, ancak ritim, tavır ve ağız değişikliklerine göre adlar aldıkları, görülmüştür. Bu makamlardan bir bölümü şöyledir: Yerli divanisi, Osmanlı divanisi, Merke divanisi, Çıldır divanisi, Yürük divanisi, Çiğali, Tecnis, Çıldır güzellemesi, Şüregel güzelemesi, Yürük güzelemesi, Haşdımah, Yanık Kerem, Keremi, Kesik Kerem, Guba Kerem, Bala Mehmet, Çoban Kare, Gevheri, Zübeyde, Züverek, Dademi, Şikeste, Garibi, Karam, Güriçistan, Gazeli, Sultani, Sahal, Kollu, Seyyad, Hicram, Kars barı, Mansuri, Emrahi, Sümmani, Yürük Türkmeni, Derbeder, Osmanlı bozuğu, Keşir Oğlu, Yıldızeli, Gereyli, Civan Öldüren, Çukurova, Köroğlu, Gülbeyi, Meşdi Rüstem, Şarabani, Bizim Elli, Muhanimce.
Yörede aşık makamlarıyla söylenenler dışında, bilinip söylenenler şunlardır: Yallı havaları (nanay), gelin-güvey türküleri, kına havalan, harman-hasat türküleri, ağıtlar, öğütler, Köroğlu, Sümmani, Şenlik, Hasta Hasan, Emrah gibi ozanların deyişleri, cirit, güreş havaları, kahramanlık türküleri, göç türküleri, semahlar, dağ havaları, Azeri ezgilerinin tümü de (oyun havası, bayatı, mahnı) ilgiyle çalınıp, söylenir.
Yörenin ünlü türküleri Saraydan İndi Yeridi, Mert Dayanır Namert Kaçar, Gönül İster Gülün Konmasını, Başına Döndüğüm Kurban Olduğum, Beyim Gözün Aydın Olsun, Bu Gelen Nahir mıdır, Bayırda Gezen Bacılar, Yaylasından inmişler. Tanyeri Atanda Şafak Şokende , Derdi Danıştınsa Hangi Lokmana, Kiziroğlu (Bir Hışımla Geldi Geçti), Uca Dağların Başında, Bulguru Kaynatırlar, Ardahan'ın Yollarında, Can Maral Can, Kemanımın Telleri, Ay Gara Gaş, Amman Avcı, Kars'a Giderim Kars'a, Al Lala, Dağdan Kestim Dirgenlik, Ayrı Düşeli Senden, Yavrum Evlatlarım, Bağa Girdim Üzüme, Yaylalarda Üç Atım Var, Olam Boyun Kurbanı yörede derlenen ünlü türkülerdir.
Ağıtlar
Sınır kenti olarak pek çok savaşa sahne olmuş ve bir çok acı yaşamış olan Kars'ta ağıt yakma geleneği yaygındır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Sarıkamış'ta şehit olanlar için yakılan ağıtlardan biri şöyledir
Zalim felek sana nettim neyledim
Bardız-Dere halin yanıp söyledim
Düşman kılıçları çalha çaldadır
Kimse yol öğretmez, eyce yaldadır

Bu Otuz Harbi'ne can mı dayana
Dağıldı herbiri gitti bir yana
Nice nevcivanlar bölendi kana
Yitirdiler bilmem hangi çöldedir.

Soğanır'da nice alaylar dondu
Nice bin hanenin ocağı söndü
Pervane olup Kars uğruna yandı
Gine derler zulmün çoğu daldadır.
Halk Müziği Araçları
Yöre halk sazları yönünden de çeşitlilik gösterir. Aşıklar genellikle meydan sazı (divan sazı) çalarlar. Bu sazlarda tel sayısı altı ile dokuz arasında değişir. Derleme gezilerinde başka yörede rastlanmayan tel dizimi saptanmıştır. Altta iki tel, ortada dört tel, üstte iki telden oluşan bu dizimin akordu da değişiktir. Birinci tel 'la', orta telin biri 'la', ikisi 're', dördüncüsü 'sol', üst teli 'sol' sesi verecek şekilde düzenlenmiştir. Bağlama ailesinin tüm sazları tezeneli ve tezenesiz çalınır.
Tar, Azeri türkülerinde çalınır ve tel anlamındadır. İkili üç dizi telden oluşur. Teller, 'la-mi-la' ya da 'do-sol-do' aralıklarıyla düzenlenir. Turların kimilerinde bum teli ve uyum teli vardır. Bağa ve boynuzdan yapılan mızrapla çalınır. Üflemeli sazlardan zurna, dilli ve dilsiz kaval, zil zurna (cura zurna) denilen küçük boy zurnalar, mey ve balaban da yaygındır. Yaylı sazlardan Azeri kemane dört tellidir. Ana¬dolu'nun öbür yörelerindeki kemanelerden çok büyüktür ve dizde çalınır. Vurmalı sazlardan davul, zilli salkıma, tef, koltuk, davul, kasnak içine küçük demir halkalar çakılmış değişik tefler, kaşık, zil, tongurdak başlıca sazlardır.
Geleneksel Halk Müziği ve Ağıtlar
Kars, geleneksel oyunlar bakımından en zengin illerdendir. Bunun nedeni değişik kültür birikimi olan insan topluluklarının yöreye yerleşmesidir. Türkmen boyları, Azeriler ve Doğu. Anadolu yöresi insanlarının oyunları bir arada görülebilir.
Halk oyunları
Kars, halk oyunları yönünden bar bölgesine girer. Halaylara ve semahlara da kimi ilçe ve köylerde rastlanır. Tek halkalı, çift halkalı oyunlar olduğu gibi karşılama biçiminde oynanan oyunlar da vardır. Kars halk oyunları çoğunlukla kaçma (kadın-erkek) oynanır. Kars'ın kimi ilçelerindeki oyunlarda nitelikli bir görünüm açısından Kafkas oyunlarıyla benzerlikler görülür. Orta oyunu özelliğinde konulu, Öykülü danslarla da günlük olaylar, savaşlar ve olağan üstü konular simgelenir. Nanay denilen çalgısız oyun havaları da yaygındır.
Bara Artvin ve Kars yörelerinde "yattı" denilmektedir. Toplu barlara genellikle küçük yörelerde rastlanmaktadır. Dağlık yörelerdeki barlar çoğunlukla beceri gerektiren hızlı oyunlardır. Açık havada davul zurna, kapalı yerlerde ney ve davul eşliğinde oynanır.
Kimileri öbür illerde de bir takım ayrılıklarla oynanan barlar şunlardır:
Düz Bar, Ağır Bar, Bar Sekmesi, Tütiye, Mahmudiye, Aşırma (Tek Ayak Bar ), Üç Ayak Bar, Çember Sıçratma (Tik Bar), Bekir-Bengi, Karapürçek, Ters Bar, Tek Tamzara, Çift Tamzara, Sarhoş Barı, Daldalar, Tavuk Barı, Ezingah Deresi, Kars'ın Önü, Durna Barı, Hoşbilezik (Altun Yüzük), Mustafa Barı, Kotan Barı, Can Maral (Göçergin Vurdum), Zencirli Köroğlu, Dur Yerinde (Şüregel Barı), Ardahan Barı, Yayla Barı, Köroğlu Barı, Koçarı Barı, Temur Ağa, Deliloy, Laçın Barı, Papuri (Pağpuru), Sallama, Gülüm Oğlan, Ay Işığı, Bir Gül Ektim, Diz Kırma, Kır-Al, Boyakçının Gelini, Hey-Narı, Kundurayı Mor Boyarlar, Şerbeti Kaldı Tasta, Bu Gelen Nahır mıdır, Sorul, Almalı Dağlar, Senalar, Bizim Bağda, İndim Derede Durdum, Dağdan Kestim Değnek;
Karapapak denilen Türkmenlerin oynadığı Terekeme, Ağır Terekeme, Tellice, Lezgi (Hangi), Koloş, Orta Çala, Süsen Sümbül, Kalender, Memmet Bağır, Almadere, Çil Horuz, Düz Yallı, Narı, Şanalım, Kesme;
Azerbaycan asıllı toplulukların oynadığı Edilceben Senem , Ceylani, Askerani (Gence), Mirzayi, Kaşengi, Lezgi, Beşacılar, Nez Beri (Naz Barı), Lale, Kuçeler (Köseler), Enzeli, Karabağ, Uzun Dere, Arzuman, Iğdır Yallısı, Sincani (Zengani), Gumurü Yallısı, Gulbi;
Doğu Anadolu'dan gelen toplulukların oynadığı Delilo, Koççeri, Göle'nin Düzü, Hay Molo, Nare, Lorke, Gaçke Barı, Kule, Hey Narı, Berzini, Çepik, Hekari gibi halk oyunları oynanmaktadır.
Bunların en bilinenleri şöyle oynanır
Lezgi
Azeri oyunlarındandır. Tek, ikili, alaca dizi (kadın-erkek), toplu karşılamaz gibi değişik adlar alır. Tek oynandığında "Lezinka" denir. Toplu oynanırsa, yöreye göre Lezgi, Lehuri adını alır. Oyunda erkek kartalı, kadınsa sülünü simgelemektedir. Oyuncular haliz oluşturur, dönerek oynarlar, arada bir durdurulur. Bu sırada oyunculardan biri, kimi kez alanın ortasına fırlayarak özel gösteri yapar. Tek kişilik gösteriler sırasında halkadakiler el çırpmakla yetinirler.
Pappuri
Yerli oyunlardandır. Oyun sallanmayla başlar, sert hareketlerle hızlanır. Ağırlaşarak ve hızlanarak süren oyunda birden durulur. Kızlar ortaya farlar, elele tutuşup bir kez döndükten sonra yerlerine geçer. Bu kez aynı hareketi erkekler yapar.
İlk figürlerdeki sağa sola sallanarak yürüme, küçük bebeklerin yürüyüşünü andırdığından, oyuna bebek anlamına gelen, "pappi"dcn türeyen Pappuri denildiği sanılmaktadır.
Üç Ayak
Yerli barlardan Üç Ayak , hareketlilik ve çeviklik gerektiren bir oyundur. Oyun sırasında ayaklar üç kez yere vurulur. Üç kez de yerinde sayar. Adım da bu üçlü hareketlerden almıştır. Kızlı-erkekli oynanır.
Adını Kars'la yerleşmiş bir Türk boyu olan Terekemelerden (Karapapak) almıştır. Terekeme erkeklerinin alınganlığını, yiğitliğini; kadınlarının ise ağır başlı, çekingen davranışlarını yansıtır. Oyun çok ağır bir havada, iki kız oyuncunun, seyircileri ellerindeki mendili başlarına ve göğüslerine götürüp selamlamalarıyla başlar.
Döne
Erkek ve kadın birlikte oynanan yerli oyunlardır. Genellikle üç kız, dört erkekle oynanır. Ağırdan başlar, gittikçe hızlanır. Oyuncular elele tutuşur, iki adım sağa sekilir, sonra üç adım sola yürünür. Tempo hızlandıkça yürüme ve sekmeler sıçramaya dönüşür. Çökmelere de yer verilerek oyun sürdürülür. Bu sırada türküsü yinelenir:
Yar döne, döne, döne N'oldu sevdiğim sene

Laçın-Ters Laçın Barı
Kızli-erkekli oynanır. Kağızman da oynanan biçimi şöyledir: Oyun sağ ayakta sallanmayla başlar. İki sağ, iki sol yerinde sallanarak yürünür. Ağırdan başlayan oyun git gide hızlanır. Sonra Ters Laçın oynanmaya başlanır. İki sağa yürünür, sallama yapılır. Üç sola çekilir. Yeniden sallama yapılır. Oyun böylece sürer, yalnız erkeklerle oynandığında çökmeler, atlamalar ve daha çevik hareketler yapılır. Ters Laçında ters yönde ilerlendiği için, oyuna bu ad verilmiştir.
Türküsü şöyledir
Laçın bana laçın bana
Destele ver saçın bana

Ters Laçinde ise
Lohoy lohoy laçıno
Dönder gelsin laçıno
Kıskanç
Bir erkek ve iki kız, tarafından oynanmaktadır. İlkin beraber ve hareketli bir müzikle oyun alanına çıkılır. Sonra kızların her biri bir köşeye ayrılır. Erkek çeşitli hareketlerle kızlara kur yapar ve kıskandırır. Oyunun sonunda kızların ikisiyle beraber erkek pisti terk eder.
Koçare
Koçare, erkeklerin oynadığı canlı oyunlardandır. Oyuncular kollarını birbirlerinin omuzlarına dolayıp, vücutlarını geriye atarak oynarlar. Koçare adı, göçmek anlamındadır. Koçarenin türküsü şöyledir:
Neymin naymın koçarı
Niye oldun koçeri
Köpekler seni dişler
Bekleme gel içeri
Paşa göçtü
Kars, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra hareketli ve askeri bir merkez olmuş, halk ordu ile içiçe yaşamıştır. Paşa göçtü, ordunun harekete geçişi ve komutanların uğurlanmasında oynandığından, bu adla anılır. Kızlıerkekli gruplar elele tutuşarak oynarlar.
Döndürme
Bu oyuna kimi yörelerde döndürme, kimi yörelerde çöğütme denilmektedir. Kızlı-erkekli karşılama biçiminde oynanır. Kızlar ve erkekler iki dizi oluştururarak ve maniler söyleyerek oynarlar:
Kızlar

Çoban itin gudursun
Arkacında sır dursun
Eğer seni almazsam
Seni yıldırım vursun

Erkekler
Alma attım yiyesen
Şu sepetin göyersen
Eğer bana gelmezsen
Seni kızken ölesen

Kızlar
Oğlan bir kara hindi
Duvar dibine sindi
Toprak başına oğlan
Kızlar üstüne güldü
Kemal Paşa
Atatürk'ün 6 Ekim 1924'te Kars'a gelişinde ezgilenen türkü eşliğinde, kızlı erkekli oynanmaktadır. Türkü şöyledir:
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin, milletin, devletinle bin yaşa
Serfiraz ettin bu kademleri

Mes'ut eyledin KARS' a gelmeyi
Hoş gelişlerin, bu görüşlerin
Tebrik eyleriz, tebrik eyleriz

Cephede mitralyöz ayna gibi parlıyor
Sarkistan Türkleri sancak elde bekliyor
Marş marş askere kurban


Marş ileri, dönmez geri Türk'ün askeri,
Türk'ün askeri Sağdan sola, soldan sağa
Al da bayrağı düşman üstüne
Gelenekselleşen bu oyun daha çok milli bayramlarda oynanmaktadır. Oyun sonunda oyunculardan biri gömleğinin içinden bir bayrak çıkararak ortaya fırlar ve oyun biter.
Halay
Kimi yörelerde oynanan halay Ağrı, Bitlis ve Muş yöresindekilerle büyük benzerlik gösterir. Ağırlama bölümüyle başlayanların ikinci bölümüne hızlı anlamında "yelli" denir. Türkmenler halaylara özellikle barlara "yallı" derler. Bunlar daha çok nanaylarla, yani sözlü olarak oynanır. Üç Ayak, Sarı Seyran, Kürdün Kızı,
Şekeroğlan başlıcalarıdır.




ATASÖZLERİ

Korkak min defe öler yiğit bir defe.
Duz duz dağında eşek nağırda duz alan duz alan.
Gartal yuvasında gartal uçar.
Ayna alemi beziyer özü lüt gezer.
Ahılsız başın cezasını ayahlar çeker.
Yerin nuru güneştir insanın nuru ilimdir.
Ehtiyat yiğidin yaraşığıdır.
İlanın (yılan) ağına da nehlet garasına da.
Her kuşa öz yuvası vatandır
Ata malına göz tiken oğul aç galar.
Toprakta izi olanın sofrada üzü olar.
Bir avuç altının oluna gadar,bir avuç toprağın olsun.
Yaz da çeken zehmeti gışta çeker lezzeti.
Uşaksız evde seadet olmaz.
Ana, bala yolunda canını oda yahar.
Artık tamah baş yarar.
İsdiyirsen bal çörek al eline bel kürek.
Ne tökersen aşına o da çıkar karşına
Datsız aşa duz neylesin, ağılsız başa söz neylesin.
Ağaç bar verende başını yere eğer.
Anasına bak gızını al, gırağına bak bezini al
Tike ile dost olanlar, iller ile küsülü olar.
Yahşi oğul neyleyir ata malını-yaman oğul neyler ata malını.
Utan utanmazdan, gorh gorhmazdan.
Gurt tükünü değiştirer, hesiyetini değiştirmez.
Ahıllı fikir eyleyinceye geder, deli vurdu çayı geçti.
Yaman avrat, yaman gonşu, yaman at; birini boşa, birini bağla, birini sat.
Bu ilki serçe, bildirkine çihçih örgedir.
Özüne erişte kesebilmir, özgesine uma

Kars Mutfağı

Kimin canı ne çekerse
Afiyet olsun.

Peynir cenneti 'Kars'

Geniş bir arazi yapısına sahip olan Kars'ta hayvancılık ve yayla yaşamı oldukça önemli. Yaylalarda kurulan mandıralarda çeşitli süt ürünleri üretiliyor. Özellikle Kars gravyer peyniri, yöre halkının geçim kaynaklarından birini oluşturuyor.

KARS PEYNİRLERİ

Kars kurutu
Bir çeşit sertleştirilmiş çökelek peyniridir. Yoğurt yayıktan geçirilerek yağı alınır. Geriyekalan ayran ısıtılır ve çökelek elde edilir. Çökeleğin suyu süzdürülüp tuzlanır ve patates büyüklüğünde yuvarlanır. Güneşte kurutularak tüketilir.

Kars kaşarı
Kars, Erzurum ve Muş gibi illerimizde altışar kiloluk kalıplar halinde üretilen kaşarpeynirinin kabuk yüzeyleri daha küflü olur. Son yıllarda Kars'ta inek ve koyun sütü karıştırılarak kaşarpeyniri üretildiğinden geleneksel sarı rengi iyice koyulaşmakta.


Kars lor (şor) peyniri
Makineden ya da yayıktan geçirilen peynirin kaymağı alınır. Yağın altında kalanlar kaymakaltıyla pişirilir ve içine maya eklenir. Elde edilen yağsız taze peynir lor ya da yerel adıyla şor peynirdir.

Çeçil peyniri
İnek, koyun ya da keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir olan çeçil, çeşitli yörelerde saçak, çiçal ve iplik peyniri olarak bilinir. Süt makinede çekilirken makine altında kalan ayranın mayalanmasıyla yapılır. Hanak telli peyniri Hanak ilçesinde yavan inek sütünden yapılan bu peynir, çok az

Çökelek peyniri
Tereyağından arta kalan yayıkaltı ya da yavan sütten yapılmış peynirden kalan peyniraltı suyu önce ısıtılır, sütlü kısmı dibe çöker. Sonra gerekirse mayalanır ve tuzlanır. Tuluma basıldığında uzun süre saklanan çökelek peyniri yörede börek harcı ve salatalarda kullanılır.

Kars gravyer peyniri
Bir süre Çarlık Rusya'sının işgalinde kalan Kars'ta yabancı ustaların öncülüğünde gravyer peyniri üretilmeye başlanmış. Yörede tam yağlı inek sütünden yapılmakta.

KESMASHI ( KESME ÇORBASI ) :
Açilan yufka 3 e veya 4e bölünür. Bu parçalar üst üste konarak tel tel kesilir. ( Makarna şeklinde ) Kaynamış suya atılarak pişirilir. Bu arada ince ve uzun olarak yuvarlatılmış hamurdan küçük küçük parçalar kesilerek kızgın yağda kavrulur. Pişen kesme çorbasına bu parçacıklar atılarak servis yapılan çorba, yogurtla oldukça lezzetli olur.

PISHI :
Hamur , süt veya su ile mayalanarak yogrulur, biraz bekletilir . Sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye kadar çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir. Bu kadar afiyet olsun .

MAFISH:
Mafishin hamuru da pişhi gibi hazırlanır, yalnız mafish baklava dilimi olarak kesilir ve aynı şekilde kızgın yağa atılarak pişirilir. Bence böyle daha lezzetli . Ama yok ben pishi isterem diyirsen ,gocaman , pir mezzin olsun diyirsen , o senin kararın . Eh , afiyet olsun .

HANGEL :
Yaprak mantının hamuru mayasızdır. Hamur hemen yapılır ve açılır. Yufka şeklinde ince açın hamur, küçük kareler biçiminde kesilir. Daha önceden kaynatılan suya yaprak mantılar atılarak pisirilir. Üzerine sogan, yağ bazen de salçayla ateste kavrulmuş sos dökülür. Sarımsaklı yogurtla lezzetli olur. Hangeli kaz eti ile yapanlar da var . Kaz etiyle daha lezzetli mi olur , onu bilemem .

KATMER:
bir tür börektir. Normal hamur mayalanır bir süre bekletilir. Daha sonra hamur, yufka şeklinde açılır ve yufkalar beşerli olarak, aralarına yağ sürülmek kaydıyla rulo yapılır. Ve tepsinin ortadan başlamak kaydıyla, kıvrımlı olarak sarılır, tepsi düzeltilir.

FESELLI:
Hamur mayalanır ve biraz bekletildikten sonra yufka açılarak, içine yağ sürülüp kare şeklinde içe dogru kapatılır. Yakılmış ocağın üzerine sac ters çevrilerek kapatılır. Feselliler sacin üzerine dogrudan temasla,

KETE :
Kete hamuru da katmer gibi normal ekmek hamurudur. Ancak mayalandıktan sonra fazla bekletilmez. Hamur yine yufka şeklinde açılır. Daha önceden açtigimiz yufkanin içine konulmak üzere, kete içi hazırlanır. Kete içi yagda kavrulan undan ibarettir .Hazırlanan bu içten, açılan yufkanın arasına bir miktar konur ve yufka oval olarak sıkı ve güzel bir şekilde içe dogru kapatılır.

NEZIK :
Hamur su yerine kaymakla yogrulur. Biraz bekletilen hamur, fazla büyük olmamak kaydiyla ve birazda kalınca yufka biçiminde açılır. Açılan yufkalar dogrudan ters çevrilmis sacın üzerinde, ters düz edilerek pisirilir. Teflon tavada yapılabilir.

KUYMAK:
Önce bir tavaya kaymak konulur ve ısıtılır. Daha sonra alabildigi kadar Mısır unu veya bugday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karistirilamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır.

HASUDA :
Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce Şerbet hazırlanir. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ ısıtılır ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazir olan hasuda yenmeye hazırdır.

k_y_m1.jpg

Yörede kültür etkileşimlerinin en belirgin örnekleri beslenme biçiminde görülür. İşgal döneminde yöreye yeni tarım yöntemleri yanında, değişik bitki türleri de getirilmiştir. Bunların en önemlisi "kartol" ya da "kartop" denilen ak patatestir. Yine malakanların "kapusta" dedikleri turşu türü yaygınlık kazanmıştır. Kete de bunlar arasındadır. Bir dönem yörede Ekim ayının "şarap diye anılmasına neden olacak düzeyde evlerde içki yapımıda yaygınlık kazan, idi.

Yöre beslenmesinde unlu yiyecekler önemli bir yer tutar. İklimin seri oluşu yazları komposto, ayran türü katıkları, kışın da turşu ve tatlıları (ine çıkarmaktadır. Hemen her tür bitkiden turşu yapılır. Örneğin "gaz ayağı" denen yabani bir bitki turşu malzemelerindendir. Kimi yerlerde ise pancar, lahana yaprağı tuza basıla¬rak salamura biçiminde turşu yapılır.

Bölgede hayvancılıkla uğraşıldığı halde et tüketimi azdır. Ancak yöreye özgü olarak bilinen yemeklerin hemen hepsinde el kullanılmaktadır. Kars yemeklerinde un, yağ, ayran ve mercimek genelikle birarada kullanılır. Kalık aşı, pancar aşı, ğurut aşı, kuymak, mafiş ilin yerel yemekleri arasındadır. Sarma ve dolmalar da Kars mutfağında önemli bir yer tutar. Pancar, lahana, kabak yanında yöreye özgü olarak elmadan da tatlı dolma yapılır. Kars köylerinde et kurutma da yaygın beslenme kültürü arasındaydı. Ördek ve özellikle kaz yetiştiriciliğin yaygınlığı bu ürünlere beslenmede özgün bir yer kazandırmıştır. "Kesim zamanı" denilen sonbaharda kesilip temizlenen kazlar tütsülendikten sonra kar altına gömülür. Kış aylarında çıkarılıp yenilir.

Güzün turşular kurulur, erişteler kesilir. Herkes kendi turşusunu kurarken, erişte imece ile hazırlanır. "Şehirli makarnası" da denen eriştenin yörede iki türü vardır. Yumurta eriştesi ve gün eriştesi. Yumurta eriştesi hamuruna hemen hiç su katılmaz ve yumurta ile yoğrulur. Sindirimi güç olduğundan pek yapılmaz. Gün eriştesi yapımında akşam tüm komşu kızları çağrılır. Yemekten sonra ailenin nüfusuna göre un kullanılarak hamur hazırlanır. Yoğrulan hamur genişçe "taslar" üzerine serilir. Taslar bu işte kullanılan bir tür kalın bezdir. Hamurun üstü de bir dastarla örtülür. Kızlar el ele tutuşarak hamuru hasıl edinceye kadar çiğnerler. Sabah yeniden toplanılır. Bu kez erişte kesmede ustalığı bilinenler tahtaların başına geçer. Çeşitli ekipler oluşturulur. Kimi kimde hamurunun katlanıp bölünmesi işini yapar. Kimi merdaneler, kimi yufka açar, kimi hu yufkaları uygun biçimlerde katlayarak keser. Bir başka grup da lif denen kesilmiş erişteleri dışarıya taşıyarak bahçede gerilmiş iplere serer. Kuruyan erişteler ufalanarak küçük parçalara ayrılır. Kızgın saçlarda ve tandırda kavrularak kaldırılır.

Malakanların yaprak büyüklüğünde kesilen hamurun içine şeker, yağ ve yumurta karışımı koyarak kızarttıkları "kete" ildeki diğer kesimler arasında da yaygınlaşmıştır. Patatesli ya da pirinçli kele Türkler arasında en çok ilgi gören türleridir. İlin özgün yemeklerinden bazıları ise şunlardır:

Kars mutfağı, yurdumuzun diğer yörelerinde olduğu gibi oldukça zengindir. Kars hayvancılık bölgesi olması nedeniyle et ve süt mamullerinin bol olması mutfak için oldukça zengin malzemeler elde edilmektedir.



Kars mutfağı, yurdumuzun diğer yörelerinde olduğu gibi oldukça zengindir. Kars hayvancılık bölgesi olması nedeniyle et ve süt mamullerinin bol olması mutfak için oldukça zengin malzemeler elde edilmektedir.
Karsa özgü yemeklerden bazıları aşağıda belirtilmiştir.

HELVA (Umaç Helvası)
Malzemeleri : 250 gr. un, 250 gr. şeker, 250 gr. yağ.
Yapılışı : Önce bir kap içerisine unu koyup üzerine hafifçe su serperek el içinde umaç haline getirilir. (Tarhana görünümünde). Sonra ocak üzerine konmuş olan kızgın yağın içerisine dökülür. Rengi pembeleşinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınarak önceden hazırlanmış, az suyla ısıtılarak karıştırılmış şeker üzerine dökülerek yine karıştırılır. Normal kıvamına gelince servise sunulur. Çabuk hazırlanan, vitamin verici güzel bir tatlıdır.

ELMA DOLMASI
Malzemeleri : 1 kg. elma, biraz ceviz içi, pudra şekeri, 1 yemek kaşığı dolusu sarıyağ (tereyağı) ve 1 su bardağı kadar su.
Yapılışı : Elmalar boyuna, ortadan ikiye kesilerek ayrılır. Sebze dolmalarında olduğu gibi elmaların içleri iyice oyulur. Elmaların oyulan kısmına ezilmiş ceviz içi ve pudra şekerinden alabildiği kadar konur. Elma yarımları tekrar düz olacak şekilde yüz yüze konarak kapatılır. Bu şekilde hazırlanan elmalar ağzı küçük ve kapalı bir kaba sıra ile ve üst üste konur. Bunların üzerine bir kaşık yağ ve bir bardak su ilave edilip tencerenin kapağı iyice kapatılır. Tencere hafif ateş üzerine konup elmalar yumuşayıncaya kadar iyice pişirilir. Ancak su zamanından evvel az gelecek olursa biraz daha su ilave edilir. Pişirilen tencere ile birlikte sofraya konur. İsteğe göre sıcak veya soğuk servis yapılır.

BOZBAŞ (PİTİ)
Malzemeleri : (6 Kişilik) 1 kg. dömaca veya yağlı koyun budu yarması, 250 gr. nohut, yarım kilo baş soğan, iki büyük patates, yeteri kadar tuz, biber ve sarıkök.
Yapılışı : Nohut bir akşam evvelinden ılık suya konur. Ertesi sabah kabuktan çıkarılır. Et 8-10 parçaya ayrılır. Her ikisi de (nohut ve et) yıkandıktan sonra tencereye konur. Eğer düdüklü tencere kullanılıyorsa soğanlarda temizlenip dörde bölünür. Patateslerde aynı şekilde doğranıp, tuzu, biberi ve sarıkök tozu bunlara ilave edilir. Bütün bunların üzerini tam örtmeyecek kadar su ilave edilir. Tencerenin kapağı kapatıldıktan sonra sıcak ateşe konur. İlk düdük çaldıktan 20 dakika sonra tencere ateşten alınır. Şayet normal bir yemek tenceresinde pişirilecek ise, nohut, et vs. bir saat kaynatıldıktan sonra soğanı ve patatesi ilave edilir. Bundan sonra da iki saat hafif ateş üzerinde pişmesi devam ettirilir. Bazı yerlerde mesela Iğdır ilinde bozbaş yemeği güveçte pişirilir. Arzu edenler bu yemeğe 10-15 tane ikiye ayrılmış yeşil fasulye ve iki tane de dolmalık biberi doğrayıp koyarlar.
Servisi : Yemeğin suyu evvela tabaklara alınır. Ekmek (bilhassa lavaş dediğimiz yufka ekmek) buna doğranıp çatalla yenilecek kadar ıslatılıp yenir. İkinci olarak da eti, nohudu ile beraber alıp ezerek ve birbirleriyle karıştırılarak yenilir. Patates nişasta olduğu için pişme esnasında eridiğinden ezilen nohut ve ete daha hoş bir lezzet verir. Yemeğin yanında yeşil veya baş soğan muhakkak bulundurulur.

HÖRRE (UN ÇORBASI)
Hafif ateşin üzerine tencerede bir miktar un ile yağ konur. Bu un pembeleşinceye kadar devamlı karıştırılarak tutulur. Sonra içerisine bir miktar su konur ve bir süre kaynatılır. Koyu bir kıvama gelinceye kadar karıştırılır. Kıvamına gelince ateşten indirilip servise sunulur. Çorba ılıkken tuz ilave edilir.
KARS BÖREĞİ
Malzemeleri : 250 gr. un, 150 gr. tereyağı, ½ litre süt, 250 gr. gravyer peyniri, 5 yumurta ve bir tutam tuz.
Yapılışı : 250 gr. un bir kaba konulur. 5 yumurta kırılıp yumurta teli ile iyice karıştırıldıktan sonra ½ litre süt ve 75 gr. tereyağı ve tuz ilave edilir. Biraz daha karıştırılır. kalan tereyağı bir kapta eritilir, fırçayla bir tepsiye sürülür. Tepsi ateşte hafifçe kızarınca bulamaçtan ½ kepçe dökülür, ateşte yalnız alt kızardıktan sonra 250 gr. rendelenmiş gravyer peynir biraz sütle yumuşatılıp maydanoz atılır. Pişirilen hamurların yarısının kızaran yerlerine sürülür. Diğer hamurların kızaran baş yönleri peynirin üzerine kapatılır. Sıcakken servis yapılır .

kasaruretim.gif

uzakrenkahenk_07.jpg

uzakrenkahenk_08.jpg

uzakrenkahenk_23.jpg

sofra.gif

Yöremize Ait Halk Oyunları

Yöremize Ait Halk Oyunları

KARS YÖRESİ HALK OYUNLARI
OYUNLARIN ÇALGILARI
Meydanlarda: Davul - Zurna, Davul - Klarnet.
Meydanlarda ve Kapalı Yerlerde: Klarnet, Akordion, Armonika, Tar, Tulum, Mekkare, Zilli veya Zilsiz Tef.

Ağcaferikler - Bar, Kadın, Türkülü.
Ağır ayak - Erkek, Tek.
Ağır bar - Bar, Erkek.
Ağır terekeme - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Ahlat barı - Bar, Erkek.
Alkışta - Kadın, Erkek, Karma, Çift - Toplu.
Allı yeşilli kızlar - Bar, Kadın, Erkek.
Alma dere - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Almalar - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Almalı dağlar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Altın Yüzük - Bar, Kadın, Erkek.
Ardahan barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma
Arpaçayı - Kadın, Erkek.
Arpaçayı diringisi, Erkek, Tek.
Arzuman - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Aşırma - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Ay Işığı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Azerbaycan - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Bahçeden gelen ne sestir - Kadın, Tek.
Balabala - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Balaceyran - Kadın, Erkek, Tek.-
Balalı Tavuk - Taklitli kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Bardız Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Bar sekmesi - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Bekir Bengi - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Benzetme - Taklitli oyun -
Berzini - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Beş açılan - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Bir gül ektim - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Bizim bağda - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Boyakçının gelini - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Bu gelen nahır mıdır - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Bülbül - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
Camış girdi bağa - Erkek, Kadın, Tek.
Can maral - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Ceylân - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Çapik - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Çeçen Kızı - Kadın, Tek - Toplu.
Çıldır barı (Çıldır Yallısı) - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Çiftayak - Tek, Erkek.
Çift Tamzara Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Çil horoz - Taklitli, Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Dağda hayladım kurdu - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Dağda kestim değnek - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Dalilo, Daliloy - Bar, Kadın Erkek, Karma.
Davul ban - Erkek, Çift.
Deli horon - Horon, Erkek.
Deli kız - Taklitli, Çift, Karma.
Destiyi aldım ana - Kadın, Tek.
Deve oyunu - Temsili, Taklitli oyun.
Diringi - Kadın, Erkek, Tek.
Dilican -
Dinme - Kadın, Tek - Toplu, Türkülü.
Diz kırma - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Döne - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Durna - Tek, Kadın.
Durna barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Düz bar - Bar, Erkek, Kadın.
Düz Diringi - Tek, Kadın, Erkek.
Eğil dağlar - Erkek, Kadın, Karma, Tek - Toplu.
Enzeli - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Gelin Memmet - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Gölenin düzü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Gülabi - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Gülsen - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Gülüm oğlan - Bar Kadın, Erkek, Karma.
Gümrü barı (Gümürü ban) - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Güzelleme -
Hala bacı - Taklitti, Kadın, Tek.
Hançer barı - Erkek, Çift.
Han kızları - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
Hasan dağı - Kadın, Erkek, Tek.
Hay hay hanım - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
Hay Lalo - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Hay mendil mendil mendil - Kadın - Tek.
Horoz oyunu - Kadın.
İğdır barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
İnce dere - Bar, Kadın, Erkek, Karma (Aynı oyun kadınlar tarafından Tek - Toplu olarak ta oynanmaktadır)
İndim derede durdum - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kağızman barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kalalı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Kalari - Kadm, Erkek, Tek - Toplu.
Kalender - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Kaloş - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Karabağ - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Karam - Erkek, Kadm, Tek - Toplu.
Karapürçek - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kars barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Kars gülü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Karsın önü - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kars Zeybeği - Kadın, Erkek, Karma, Çift - Toplu Temsili.
Karşıberi - Karşılama, Erkek, Kadm, Karma, Çift - Toplu.
Kazengi - Kazayağı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Kenenk - Tek, Karın.
Kentvari - Kadın, Tek - Toplu.
Kesme - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Keten koynek - Tek, Kadın.
Kevengin yolu - Tek, Kadın.
Kezel oy - Bar, Erkek, Kadın.
Kılıç Kalkan oyunu - Erkek, Çift - Toplu.
Kırat - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kıskanç - Kadm, Erkek, Tek - Toplu.
Kız barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kız belm ince - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Koççari - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Kolsalma - Erkek, Tek.
Konduram - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Kondurayı mor boyarlar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Köçek - Erkek, Tek - Toplu.
Küççeri - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Köroğlu - Erkek, Çift, Bıçaklı.
Köroğlu barı - Bar, Erkek.
Kuleheynar - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Kürt kızı, - Kadın, Tek.
Kürtoğlu - Kadın, Erkek, Karma, Tek - Toplu.
Laçın barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Laley oyunu -
Lezgi hengi (Lezki henki, Lezginkat) - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Lorke - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Mahmudiye - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Mirzai - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Mustafa Barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Mustafa. Kemal Paşa - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Nanay -
Nare -Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Naz barı - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Nazeyleme - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Odalar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Ondört - Kadın, Erkek, Karma, Tek, Toplu.
Orta çala - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Papori - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Penceresi Püskül püskül - Erkek, Kadın, Tek.
Poshov barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Sağ Köroğlu - Bar, Erkek.
Sarhoş barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Sarı çiçek - Kadın, Erkek, Karma, Çift.
Sarı gelin - Kadın, Tek.
Sarı kız - Kadın, Tek.
Sarı saman - Kadın, Tek.
Sarı seylan - Bar, Erkek, Kadın.
Sekme - Erkek, Tek.
Sekme harı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Sekme Terekeme - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Seksen örük - Kadın, Tek.
Sıçratmak - (Tikbar) - Bar, Erkek, Kadın, Karma,
Sincami - (Sincani, Zengani) - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Sonalar - Bar, Kadın, Erkek. Karma.
Süsen sünhül - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Sanalım - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Şerbeti kaldı tasta - Ear, Kadın, Erkek, Karma.
Şeyh şamil - Erkek, Tek - Toplu.
Tamzara, Kadın, Erkek, Karma.
Tek Tamzara - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Telli - Kadın, Erkek, Tek - Toplu.
Tello -
Temurağa - Bar, Erkek.
Terekeme - Bar, Kadın, Erkek, Kamra.
Terekeme Karapapaklarım - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
Terekeme yallısı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Ters bar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Ters Laçin barı - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Topal Eğringi - Erkek, Kadın, Tek.
Tütiye -
Üç ayak barı - Bar, Erkek, Kadın, Karma.
Yallı - Bar, Kadın, Erkek.
Yar için -
Yeni Ters bar - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Yüzbir - Bar, Kadın, Erkek, Karma.
Zencirli Köroğlu -
Zeybek - Erkek, Tek - Toplu.

İLÇEMİZ KOÇKÖYDE YAYLACILIK

İlk çağlardan günümüze kadar, her devrin kendine özgü koşulları ve kültürü içerisinde değişme ve gelişme gösteren yaylacılık, Koçköyde hala sürdürülmektedir.
Anadolu da yüzyıllardır geleneksel olarak sürdürülen yaylacılık hareketleri, bir turizm hareketi olarak değil, tarım ve hayvancılık üretimine yönelmiş bir faaliyet olarak yapılmaktadır. Yaylacılık dendiği zaman akla gelen farklı algılama Koçköy Yöresinde tamamen tarım toplumunun dayandığı temel esaslara bağlıdır. Bu anlayış geleneksel yaylacılık deseni içinde kuşaklar boyu devam etmektedir. Bu durum bütün Anadolu köylüklerinde olduğu gibi Koçköyde de orta Asya kökenli geleneksel bir faaliyettir. Bu sebeple tarihi uzantısı Türkistan kökenlidir.
Yayla kelimesi Orhun Kitabelerinden Yaylag olarak yer alırken, Anadolu Türkçesinde yayla olarak yumuşamıştır. Yaylag, kışlag karşılığında mana bularak, yazın çıkılan yer anlamında kullanılmaktadır. Koçköy ve Yöresinde yaylaya çıkma zamanı yazın sıcak aylarına, köydeki ekili ve dikili alanların, hayvan sürülerinden korunması ve ilkbahar ile yaz arasında otlak arazinin yeşerip, sürülerin ihtiyaçlarına cevap verecek hale gelmesi için temmuz başlarından eylül ayı ilk haftası arasında geçici bir zamanı kapsamaktadır.
Yaylaya çıkmak gelişigüzel alınmış kişisel kararlardan çok, köy muhtarı ve ihtiyar meclisi ile köy büyüklerinin ortak karar neticesinde gerçekleşir. Genelde temmuz ayına yakın zaman diliminde karar verilir ve bu karar bütün köy halkına kişilerce ulaştırılır.
Bu haberle birlikte ev hazırlıkları yapılır; çamaşırlar yıkanır, yiyecekler temin edilir, gaz lambaları hazırlanır. Yaylaya gidecek kişiler için yatak yorgan takımı denk edilir ve sabahın seher zamanı yolculuk başlar. Herkeste ayrı bir heyecan vardır. Koyun- kuzu- inek-dana, yoz mal yani tosun ve düge takımı gruplar halinde sürülür. Genç kızlar en renkli kaftanlarını giyerler, atların en iyilerini binerler, nakışlı heybeler, atların süslü koşumları, al, yeşil yazmalı kızların gruplar halinde yaylaya doğru yol aldıkları görülür. Arkadan öküz arabalarının çektiği köç yani kağnıya yüklenen ev eşyaları ve evin yalıları için hazırlanan oturulacak yerler itina ile hazırlanarak yola koyulur. Çoban sesi, gece kuşlarının cıvıltısı, hayvan böğürmeleri ve at kişnemeleri birbirine karışır. Temiz havada akan sesler, insanın kulağına keskin bir kılıç gibi çarpar. Bütün gayretler, güneş doğmadan, sinek çıkmadan serin yayla havasının hudutları içine girmektedir.
Öbek, öbek sürüler güneşin doğması ile birlikte seçilir. Kimi çamurlu da, kimi Bozyokuş eteklerinde, kimisi de Kaftancı Belindedir. Uzaklardan sesler duyarsınız ya kır bekçilerinin keskin düdükleri yada genç kızların yürek yakan türküleridir.
Yollarda rastladığınız insanlara tanıdık tanımadık, Allah ın selamını verirsiniz. Büyük bir muhabbetle alınan selamdan sonra kısa konuşmalar yapılır. Bazılarına Gevrek bazılarına Kete verilir. Bunlar akşamdan yapılmış yol hazırlıklarıdır. Nihayet göç Bozyokuş eteklerine varmıştır. Acıkan öküzlerin doyurulması için boyunduruktan çözersiniz. Sonra oturur yemek yer ve gönül dünyanıza dönersiniz. Dağlara yakılan türküler, en derin nağmeler ile yayılır köşe bucak en yakından en uzağa kadar herkes .büyük bir sükun ile dinler. Anaların ak leçekleri göç pınarlarına doğru gider ya gurbetteki ya da asker ocağındaki oğlu aklına gelmiştir. Anaların leçekleri gözyaşı ile ıslanırken, babalarından derin yüz hatlarında oluşan kıvrımlara aşağı yol, yol yaşlar akar, üzüntüyü gidermek için akıllı adanlar araya gerer. Çocuk olmayan bu söz arif olanlara durun anlamındadır. Ama gözyaşları yerini hıçkırıklara bırakır. Ne yapsın analar. Allah ın peşin vermiş olduğu şevkat duygusu ile kıvranırlar. Olsun Göz yaşı rahmettir.
Nihayet öküzler yine yola düşmüştür. Yükseklere, her adımda biraz daha yükseklere doğru gidilir. Serin yayla havası okşar geçer. Baydo Yaylasının uzun yolu bir türlü bitmek bilmez. Sonra önden bir ses yükselir. Oohoo! Öküzler emri almıştır. Şartlı eğitiminin bir başka tezahürü. Hepsi yerinde durur ve en sıcak sularını yayla toprağının gövdesine bırakır.
Yaylaya erken giden atlı kızların yaktıkları ateşin dumanları yükselir. Dumanlar bir tepeden öbürüne kıvrılıp gider. Yoldan gelenlere sıcak çaylar hazırlanmakta, arkasından yaylaların boşluğuna bırakılan usta malı türküler.
Bir atım var zil kara
Sürem giden Baydoya
Ya da maniler
Neler gördüm
Taş bağrım deler gördüm
Kuzusunu kaybetmiş
Koyunu meler gördüm
Ve vuslata erilmiştir. Yaylalar şenlenip, bir yıl önce yolcu ettiklerinin bazılarını gerdanımdaki güllerle, sümbüllerle, papatyalarla karşılamaktadır. Sulak gürül, gürül pınarlar şırıl, şırıl akmaktadır. Kanlı Yaylası, en güzel libası ile sahiplerini karşılamıştır. Cülge Yaylasının tepesinde hala beyaz kar örtüsü uzaktan göz kırpmaktadır.
Koçköy ve çevresinde ki yaylacılık çobanlık yaşantısı, pastoral bir hayata benzese de bu benzerlik sadece yaylacılık kavramının kullanımında kalmaktadır. Koçköyde ki yaylacılık 2-2,5 ay sürmektedir. Yaylada mera ve su kaynaklarının bolluğu, plato düzlükleri, yüksek ve serin olmaları, hayvancılık için doğal ortamın müsait bunması böyle bir durumu ortaya çıkarmaktadır.
Koçköyde yaylacılık dikey ritmik hareketler şeklinde görülür. İlçe merkezi, u Selamverdi ve Atalar mahalleleri ile, köylerinin bu ritmik hareketin içinde olduğu görülür. Yayla evleri, yerleşik evler durmunda, taş yapılı ve kara örtülüdür. Arpaçay, Koçköy ve Çevresinde bulunan yeryüzü şekilleri yamaç, etek ve sırt yayla yerleşimi durumundadır. İklim ve arazi yapısı bakamından Karadeniz iklimi ile Karasal İklimin kesiştiği geçiş noktasıdır. Sabah saatleri çiseli, bulutlu günlerde ise sis her zaman görülür. Yaylalar, köylerin isimleri ile anılır. Birbirinden uzak değil, küme halinde sık dokulu tiptedir. Koçköyde yaylalar sıradağ grupları içinde değildir. Sıradağı gibi görülen aslında plato düzlükleri, kısmen de eğilimli yüzeylerdir. Yaylalar seyrek bir vadi ağı veya fazla derin olmayan engebelerle ayrılmıştır.

YAYLA EVLERİ
Yayla evleri taş yapı ve kara örtüden yapılmış, köylü ailesinin sosyo- ekonomik yapısına göre ilkel bir görüntü sergilemektedir. Dörtgen şeklinde ya tek kiriş (mahalli adı koşat) ya da çift kiriş üzerine yuvarlama ve mertek, genel de ise Sal taş ile örtülüdür. Girişte karşınıza gelecek şekilde ocaklık, iki yanında taş ve toprak karışımı Seki bulunur. Sekilerde keçe, kilim ve cecim örtüleri sergi olarak kullanılır.
Yayla evi eklentileri genellikle ortak isimlerle anılır. Kom koyun kuzu barınağı, Koz dana kuzu karışımı, Ağıl koyun veya büyük baş hayvan barınağıdır. Halk arasında ağıl, hağıl diye de adlandırılır. Bu eklentiler hayvancılık ekonomisinin ihtiyaçlarına göre yapılmıştır. Yayla evlerinde tek göz oda bulunakla birlikte çoğu zamanda koz ile iç içe yapılmıştır. Ocak ile baca arasında kalan kısım buhari, mahalli tabiri ile Bukhari olarak adlandırılır.

YAYLADA SEYRAN GELENEĞİ
Birlik ve beraberliği pekiştiren yayla şenliklerinden biri de seyrandır. Seyran geleneği terkedilmiş durumda bulunmaktadır. Bu anlatılan durumda onbeş yıl öncesini ifade etmektedir.
Yaylaların çıkmasından yirmi gün sonra komşu köyler bir arada bulunak üzere toplanırlar. Daha çok yelatan etekleri veya Göller mevkiinde bir araya gelen insanlar hem hasbihal etme, hem de eğlenme amacıyla böyle bir gezinti tertip edilirdi. Bu önceden haberli bir durum değildir. Karşı köyden gelen kadın, gelin, kız karışımı grup, türküler söyleyerek seyran yerine doğru ilerler. Bunu gören komşu yayla sakinleri de bir grup oluşturup yine türküler eşliğinde onlara doğru yürürler. Toplandıklarından geniş bir halka meydana getirerek, yayla ve dağ türküleri ya da yol türküleri söylenir geniş halka içinde türkü söyleme iş halayın başını çeken bölümden başlamak üzere iki takım halinde söylenir birinci tamın bitmesi ile aynı türkü ikinci tam tarafından başlanır ve sonuna kadar devam eder.
Seyran geleneği kaybolan güzel bir gelenektir. Köylerimizden bu durumu yaşatarak Türk Kültürüne önemli katkıda bulunan şu anda sadece Avcılar ( Kışla Koçköy) köyü devam ettirmektedir Kaybolan bu gelenek mahalli idarelerin kurumlar arası işbirliği ile belli günde yardımlaşma yoluyla daha güzel bir şekilde devam ettirilebilir. Böylece insanlar arasında yarımlaşma, iletişim ve ilişkiler önemli bir gelişme gösterecektir.

www.kockoy.bel.tr adresinden alınmıştır.

Geleneksel Halk Müziği ve Ağıtlar

Kars, geleneksel oyunlar bakımından en zengin illerdendir. Bunun nedeni değişik kültür birikimi olan insan topluluklarının yöreye yerleşmesidir. Türkmen boyları, Azeriler ve Doğu. Anadolu yöresi insanlarının oyunları bir arada görülebilir.
Halk oyunları
Kars, halk oyunları yönünden bar bölgesine girer. Halaylara ve semahlara da kimi ilçe ve köylerde rastlanır. Tek halkalı, çift halkalı oyunlar olduğu gibi karşılama biçiminde oynanan oyunlar da vardır. Kars halk oyunları çoğunlukla kaçma (kadın-erkek) oynanır. Kars'ın kimi ilçelerindeki oyunlarda nitelikli bir görünüm açısından Kafkas oyunlarıyla benzerlikler görülür. Orta oyunu özelliğinde konulu, Öykülü danslarla da günlük olaylar, savaşlar ve olağan üstü konular simgelenir. Nanay denilen çalgısız oyun havaları da yaygındır.
Bara Artvin ve Kars yörelerinde "yattı" denilmektedir. Toplu barlara genellikle küçük yörelerde rastlanmaktadır. Dağlık yörelerdeki barlar çoğunlukla beceri gerektiren hızlı oyunlardır. Açık havada davul zurna, kapalı yerlerde ney ve davul eşliğinde oynanır.
Kimileri öbür illerde de bir takım ayrılıklarla oynanan barlar şunlardır:
Düz Bar, Ağır Bar, Bar Sekmesi, Tütiye, Mahmudiye, Aşırma (Tek Ayak Bar ), Üç Ayak Bar, Çember Sıçratma (Tik Bar), Bekir-Bengi, Karapürçek, Ters Bar, Tek Tamzara, Çift Tamzara, Sarhoş Barı, Daldalar, Tavuk Barı, Ezingah Deresi, Kars'ın Önü, Durna Barı, Hoşbilezik (Altun Yüzük), Mustafa Barı, Kotan Barı, Can Maral (Göçergin Vurdum), Zencirli Köroğlu, Dur Yerinde (Şüregel Barı), Ardahan Barı, Yayla Barı, Köroğlu Barı, Koçarı Barı, Temur Ağa, Deliloy, Laçın Barı, Papuri (Pağpuru), Sallama, Gülüm Oğlan, Ay Işığı, Bir Gül Ektim, Diz Kırma, Kır-Al, Boyakçının Gelini, Hey-Narı, Kundurayı Mor Boyarlar, Şerbeti Kaldı Tasta, Bu Gelen Nahır mıdır, Sorul, Almalı Dağlar, Senalar, Bizim Bağda, İndim Derede Durdum, Dağdan Kestim Değnek;
Karapapak denilen Türkmenlerin oynadığı Terekeme, Ağır Terekeme, Tellice, Lezgi (Hangi), Koloş, Orta Çala, Süsen Sümbül, Kalender, Memmet Bağır, Almadere, Çil Horuz, Düz Yallı, Narı, Şanalım, Kesme;
Azerbaycan asıllı toplulukların oynadığı Edilceben Senem , Ceylani, Askerani (Gence), Mirzayi, Kaşengi, Lezgi, Beşacılar, Nez Beri (Naz Barı), Lale, Kuçeler (Köseler), Enzeli, Karabağ, Uzun Dere, Arzuman, Iğdır Yallısı, Sincani (Zengani), Gumurü Yallısı, Gulbi;
Doğu Anadolu'dan gelen toplulukların oynadığı Delilo, Koççeri, Göle'nin Düzü, Hay Molo, Nare, Lorke, Gaçke Barı, Kule, Hey Narı, Berzini, Çepik, Hekari gibi halk oyunları oynanmaktadır.
Bunların en bilinenleri şöyle oynanır

Lezgi

Azeri oyunlarındandır. Tek, ikili, alaca dizi (kadın-erkek), toplu karşılamaz gibi değişik adlar alır. Tek oynandığında "Lezinka" denir. Toplu oynanırsa, yöreye göre Lezgi, Lehuri adını alır. Oyunda erkek kartalı, kadınsa sülünü simgelemektedir. Oyuncular haliz oluşturur, dönerek oynarlar, arada bir durdurulur. Bu sırada oyunculardan biri, kimi kez alanın ortasına fırlayarak özel gösteri yapar. Tek kişilik gösteriler sırasında halkadakiler el çırpmakla yetinirler.

Pappuri

Yerli oyunlardandır. Oyun sallanmayla başlar, sert hareketlerle hızlanır. Ağırlaşarak ve hızlanarak süren oyunda birden durulur. Kızlar ortaya farlar, elele tutuşup bir kez döndükten sonra yerlerine geçer. Bu kez aynı hareketi erkekler yapar.
İlk figürlerdeki sağa sola sallanarak yürüme, küçük bebeklerin yürüyüşünü andırdığından, oyuna bebek anlamına gelen, "pappi"dcn türeyen Pappuri denildiği sanılmaktadır.

Üç Ayak

Yerli barlardan Üç Ayak , hareketlilik ve çeviklik gerektiren bir oyundur. Oyun sırasında ayaklar üç kez yere vurulur. Üç kez de yerinde sayar. Adım da bu üçlü hareketlerden almıştır. Kızlı-erkekli oynanır.
Adını Kars'la yerleşmiş bir Türk boyu olan Terekemelerden (Karapapak) almıştır. Terekeme erkeklerinin alınganlığını, yiğitliğini; kadınlarının ise ağır başlı, çekingen davranışlarını yansıtır. Oyun çok ağır bir havada, iki kız oyuncunun, seyircileri ellerindeki mendili başlarına ve göğüslerine götürüp selamlamalarıyla başlar.

Döne

Erkek ve kadın birlikte oynanan yerli oyunlardır. Genellikle üç kız, dört erkekle oynanır. Ağırdan başlar, gittikçe hızlanır. Oyuncular elele tutuşur, iki adım sağa sekilir, sonra üç adım sola yürünür. Tempo hızlandıkça yürüme ve sekmeler sıçramaya dönüşür. Çökmelere de yer verilerek oyun sürdürülür. Bu sırada türküsü yinelenir:
Yar döne, döne, döne N'oldu sevdiğim sene

Laçın-Ters Laçın Barı

Kızli-erkekli oynanır. Kağızman da oynanan biçimi şöyledir: Oyun sağ ayakta sallanmayla başlar. İki sağ, iki sol yerinde sallanarak yürünür. Ağırdan başlayan oyun git gide hızlanır. Sonra Ters Laçın oynanmaya başlanır. İki sağa yürünür, sallama yapılır. Üç sola çekilir. Yeniden sallama yapılır. Oyun böylece sürer, yalnız erkeklerle oynandığında çökmeler, atlamalar ve daha çevik hareketler yapılır. Ters Laçında ters yönde ilerlendiği için, oyuna bu ad verilmiştir.
Türküsü şöyledir
Laçın bana laçın bana
Destele ver saçın bana

Ters Laçinde ise
Lohoy lohoy laçıno
Dönder gelsin laçıno

Kıskanç

Bir erkek ve iki kız, tarafından oynanmaktadır. İlkin beraber ve hareketli bir müzikle oyun alanına çıkılır. Sonra kızların her biri bir köşeye ayrılır. Erkek çeşitli hareketlerle kızlara kur yapar ve kıskandırır. Oyunun sonunda kızların ikisiyle beraber erkek pisti terk eder.

Koçare

Koçare, erkeklerin oynadığı canlı oyunlardandır. Oyuncular kollarını birbirlerinin omuzlarına dolayıp, vücutlarını geriye atarak oynarlar. Koçare adı, göçmek anlamındadır. Koçarenin türküsü şöyledir:
Neymin naymın koçarı
Niye oldun koçeri
Köpekler seni dişler
Bekleme gel içeri
Paşa göçtü

Kars, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra hareketli ve askeri bir merkez olmuş, halk ordu ile içiçe yaşamıştır. Paşa göçtü, ordunun harekete geçişi ve komutanların uğurlanmasında oynandığından, bu adla anılır. Kızlıerkekli gruplar elele tutuşarak oynarlar



bresim_kafkasdans06.jpg

bresim_kafkasdans09.jpg

bresim_kafkasdans13.jpg

bresim_kafkasdans15.jpg

TÜRKÜLER, AĞITLAR

Köyde söylenen bütün türküler ve maniler çevrede söylenen ortamalı mani ve türkülerdir bilinen bu türkü ve manilerin bir dörtlüğü diğer birine nakarat olarak söylenir.
Bilinen bu maniler ve türküler düğünlerde kız veya erkeklerin elele tutarak oynadıkları bu oyunlara bar veya yallı denir.
Türkülere nakarat olan bu manilerin bazıları savaş yıllarının izlerini taşır.

Oy aman Ado can oy amandı
Gavurun güllesi ne yamandı
Oy aman Ado can oy amandı
Sevişif ayrılmak ne yamandı.

Bu maninin her iki misrası bir diğer maninin ilk mısrasının nakaratı olarak söylenir.
Erzurum ovaları
Yar yeşildi valaları
Ourmuş koyun sağar
Terlemiş memeleri ile başlayan türkünün her mısrasından sonra bir başka mani veya türkünün nakaratı tekrarlanır.
Erzurum ovaları
Havada leyleh yuva bağlar gezer
Yayılıf develeri
Kız seven oğlan geme bağlar gezer


Ayvanın altınan kestim
Eğildim suyunan içtim
Garibem vatanım yoktu
Elimnen tutanım yoktu


Attılara çay verin ana
Bardakları say verin
Sizin oğlan çirkindi ana
Bizim kıza toy verin


Gidiyordum vurdular
Yeri yeri yandım oy oy
Gol kanadım kırdılar
Ana can yandım oy oy


Giderim böylesine
Yeri yeri yandım oy oy
Gara göz mahlesine
Anacan yandım oy oy

Gara göz mehlesine
Yeri yeri yandım oy oy
Gara göz evde yoktu
Ana can öldüm oy oy

Od verin mehlesine
Şiko can öldüm oy oy

Bu orta malı türkü ve manilerden başka sahibi bilinen dile getirdiği kendi koşmaları da vardır.


MANİLER


Çevrede aynıları söylenen ve orta malı olan manilerden Koçköyde de söylenenlerden derlenenler şunlardır.

Bir serce vurdum uçtu
Tükü dağlara üştü
Gözele tüzağ kurdum
Yığvala çirkin tüştü

Galadan endim ancah
Başında yeşil sancak
Ne gelin oldun ne kız
Oddara yandım ancah

A menim hacı yarım
Başımın tacı yarım
Her gün niye gelmirsen
Omluya küstün yarım


AĞITLAR

Köyde bilinen ve söylenen ağıtlar da türkü ve maniler gibi orta malıdırlar aynıları çevre köylerden de söylenir Köy ağzından derlenenlerin bir kısmı bunlardır halk arasında bayatı denir Aşıklar okudukları türkülerin aralarında ara bendi olarak kullanırlar
Cinaslı Kafiyeli,öğüt ve ders verici olurlar.
Birde men
Doldur içem birde men
Ömür geçti gün azaldı
Civan olmam birde men


Gazan ağlar
Od yanar gazan ağlar
Gerif elde ölenin
Gebrini gazan ağlar

Ulu dağlar
Göy çimenli ulu dağlar
Bir iğitki ayrı tüşse
Üstünde bulut ağlar



Sarı yardan
Su geler sarıyardan
Öğün yığılsın feleh
Ayrıldım yarı yardan

Bu dağlar ulu dağlar
Çeşmeli sulu dağlar
Hiç kimsesi olmayanı kim ağlar
Göy kişner bulud ağlar


ALKIŞLAR

Allah Senden razı olsun
Allah seni sarsıtmasın
Ağgüne yet
Seni verene şükür
Kısmetin açığ olsun
Ağ gün gör ağ epey ye
Başın Döyletti olsun
Ögünüz şen olsun
Adına gurvan
Geceniz hayra kalsın
Men sana gurvan olum

Bu alkışlamalar ve temeniller çevrede söylenenlerden olup köyde en çok kullanılanlardandır


KARGIŞLAMALAR

Öğün yığılsın
Allah vurmuş
İlan Vursun
Gadam üreğine
Gözün kör olsun
Boyuna boz ip ölçüm
Enine durum uzununa ağlıyım
Mırazın gözünde kalsın
Yeherin gannan dolsun
Atan ölsün yetim kal
Yolun açiğ olmasın
Ğınan göye söyrülsün
Başına yıldırım tüşsün
Gara ğeverin gelsin
Balaların canına ataş olsun

halay.jpg

2.jpg

Döndürme

Bu oyuna kimi yörelerde döndürme, kimi yörelerde çöğütme denilmektedir. Kızlı-erkekli karşılama biçiminde oynanır. Kızlar ve erkekler iki dizi oluştururarak ve maniler söyleyerek oynarlar:
Kızlar

Çoban itin gudursun
Arkacında sır dursun
Eğer seni almazsam
Seni yıldırım vursun

Erkekler
Alma attım yiyesen
Şu sepetin göyersen
Eğer bana gelmezsen
Seni kızken ölesen

Kızlar
Oğlan bir kara hindi
Duvar dibine sindi
Toprak başına oğlan
Kızlar üstüne güldü

Kemal Paşa

Atatürk'ün 6 Ekim 1924'te Kars'a gelişinde ezgilenen türkü eşliğinde, kızlı erkekli oynanmaktadır. Türkü şöyledir:
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin, milletin, devletinle bin yaşa
Serfiraz ettin bu kademleri

Mes'ut eyledin KARS' a gelmeyi
Hoş gelişlerin, bu görüşlerin
Tebrik eyleriz, tebrik eyleriz

Cephede mitralyöz ayna gibi parlıyor
Sarkistan Türkleri sancak elde bekliyor
Marş marş askere kurban


Marş ileri, dönmez geri Türk'ün askeri,
Türk'ün askeri Sağdan sola, soldan sağa
Al da bayrağı düşman üstüne
Gelenekselleşen bu oyun daha çok milli bayramlarda oynanmaktadır. Oyun sonunda oyunculardan biri gömleğinin içinden bir bayrak çıkararak ortaya fırlar ve oyun biter.

Halay

Kimi yörelerde oynanan halay Ağrı, Bitlis ve Muş yöresindekilerle büyük benzerlik gösterir. Ağırlama bölümüyle başlayanların ikinci bölümüne hızlı anlamında "yelli" denir. Türkmenler halaylara özellikle barlara "yallı" derler. Bunlar daha çok nanaylarla, yani sözlü olarak oynanır. Üç Ayak, Sarı Seyran, Kürdün Kızı,
Şekeroğlan başlıcalarıdır.

Geleneksel Seyirli Oyunlar

Orta oyunları

Kars, köy seyirlik oyunları ve ortaoyunları açısından da çok zengindir. Kına gecelerinde, düğünlerde oyuncular becerilerini sergileyerek seyircileri güldürürler. Tiyatronun temeli sayılan köy seyirlik oyunları, köylerde toplantıların, eğlencelerin en zevkli bölümleridir. Kervan Oyunu, Deve Oyunu, Köşe Oyunu, Yüzük Oyunu, Aşık Oyunu, Yaş Oyunu, Hortlak Bezeme, Harembaşı Oyunu, Yayık, Pişik bu oyunların başlıcalarıdır. Yörede, bir köyden öbür köye (oğlan evinden kız evine) gelin almaya giden oğlanın yakınlarına "atlı" denir. Bu oyunlarda da en güç roller atlılarındır.

Kervan Oyunu

Seyircilerin çevirdiği alana önce, koyun postu giymiş, yüzünü isle karartmış, başına da papak (başlık) geçirmiş kervancı gelir. Yanında iki de adamı vardır. Tipiye yakalanmış ve köye sığınmıştır. Muhtarı sorar. Kız. tarafından biri ayağa kalkarak, muhtar olduğunu söyler. Kervancı atlılardan birini göstererek, "hele şu sandalyeyi ver de önce oturayım, uzak yerden geliyorum, çok yorgunum, sonra konuşalım" der. Gösterilen atlı sandalye olur. Kervancı üstüne oturur. Sonra "bu gece bizi köyünüzde konuk eder misiniz?" diye sorar. Muhtar öbürlerine danışarak kalabileceklerini söyler. Kervancı, önce hayvanların evlere dağıtılmasını ister. Aklına gelen hayvanları sayarken, muhtar demesin ki ortada hayvan varmış gibi "bir eşeğim var, bir katırım var, bir ayım var, itim var" diye atlılara dağıtır. Kervancıyı da kendi evine götürmek üzere yanma alır, alandan alır. Bir süre sonra ya da düğün birkaç gün sürdüğünde ertesi gece, kervancı alana girer, muhtara teşekkür eder. "Siz bize çok iyilik ettiniz, havalar düzeldi, yola koyulalım, hayvanlarımı toplamaya geldim. Hepsini seslerinden tanırım. Hele ararsın bakalım eşeğim. Bakayım horozum da bir karışıklık olmasın sonra" der. Atlılar hayvan sesi çıkarır. Kimi kez de "bu benim kendimin sesine hiç benzemiyor" diyerek atlıları güç durumda bırakır. Gülüşmelerle oyun sona erer. Aynı oyun yörede Köse Oyunu adıyla da bilinir.

Körüyü Gapa (Körüğü Kapa)

Bu oyun da düğünlerde oynanır. Oyun bir kalaycı, iki de çırakla oynanır. Yüzleri kömürle karartılmıştır. Kalaycı, keçi kılından sakal takar, çırakların elinde birkaç bakır kap, bir buçuk metre uzunluğunda bir sopa ve bir kaç kalaycı aracı vardır. İzleyicilere kalaylanan kapları olup olmadığını sorarlar. Olumlu yanıt alınca usta çıraklara döner: "haydi oğullar getirin körüğü kuralım" der.
Atlılardan biri körük olur. Çıraklar onu apar topar getirip ortaya oturtur. Oyunlar gelinin onuruna yapıldığından eğlencelerde atlılar karşı çıkamazlar. Kalaycı çırakların yardımıyla elindeki sopayı ortaya gelen atlının ceketinin sağ kolundan sokar, sol kolunda çıkarır. Çırağın biri adamın arkasına geçerek sopanın iki ucundan tutar, bir körükmüş gibi sağa sola sallamaya başlar. Ağzından da körük gibi ses çıkarır. Öbür çırak kapları siler, usta da kap kalaylıyormuş gibi yapar.
O sırada bir kişi hızla alana girer ve: "usta ne durursun, baban öldü, hadi gidelim" der. Usta aldırmaz: "adam sende boşver, zaten çok yaşlıydı, çok kötüydü" di¬yerek işi sürdürür. Aynı kişi az sonra koşarak yine gelir: "usta anan da öldü" der. Usta yine aldırmaz "aman sende galmağal (kalabalık) eyleme, o zaten karımla geçinemezdi, çek körüğü" diyerek aldırmaz. Haberci sonuncu gelişte karısının öldüğünü söyleyince usta dövünmeye başlar: "Hayvah hay" der, "şimdi evim yıkıldı". Kendi saçıymış gibi körük olan atlının saçını yolar. Çıraklara "hele toplayın hacatı (araçları), kapayalım körüğü nefes almasın" deyip doğrulur. Körüğün ağzını kapatıyormuş gibi hazırlanarak ocak kurumunu adamın ağzına yüzüne sürer.

Pisik

En yaygın oyunlardandır. Pisik, yerli ağzında kedi demektir. Erkeklerden bir gün önce eve getirdiği eti karamanın yediğini öğrenir. Karısı ise "Eti pisik yedi" der. Kadın kocasını görmüyorrnuş gibi yaparak pisik türküsünü söyler ve oynar:
Tandıra koydum bacayı
Üstüne Örttüm keçeyi
Tez getir yarın acayı
Han harabın kedisi
Ev harabın kedisi Kocası türküye katılır
Böyle yüzsüz olur mu ?
Pisik de hırsız olur mu?
Kedi de değil kendisi
Kadın duymamışcasına türküsünü sürdürür. Oyun bu şekilde karşılıklı türkülerle devam eder.

Çocuk Oyunları

Yörenin çocuk oyunları, diğer yörelerdeki oyunlara benzer. Çocuklar büyüklerin oyunlarına da katılır. Aşık Oyunu, Yüzük Oyunu değişik adlarla Kars'la da görülür. Yüzük Kimde? oyuna da bunlardandır.

Yüzük kimde

Oyuncular bir dizi oluşturur. İçlerinden biri ebe olur. Tüm oyuncular arkalarını dönerek gözlerini yumar. Ebe elindeki kemerle dizidekilerden birinin eline vurarak "yüzük kimde" diye sorar. Eline vurulan kuşkulandığı kişiyi gösterir. Ebe bu kez onun eline vurarak yüzüğün kimde olduğunu sorar. Sonunda yüzüğü bulan ebe olur. Ebe de onun yerine geçer. Oyun böylece sürer.