Kendi blogunu oluştur ;)

Kars / Arpaçay / Akmazdam Köyü

20 tane "arpaçay" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"arpaçay" tagli diger ogeler resimler , videolar

Arpaçay Yayla

27.09.2006_01-23-03_0019.jpg

26.09.2006_16-45-00_0002.jpg

26.09.2006_16-39-59_0001.jpg

26.09.2006_16-47-58_0003.jpg

26.09.2006_16-51-53_0004.jpg

26.09.2006_16-55-34_0005.jpg

26.09.2006_16-59-32_0006.jpg

26.09.2006_17-03-36_0007.jpg

26.09.2006_17-08-10_0008.jpg

26.09.2006_17-12-23_0009.jpg

26.09.2006_17-16-45_0010.jpg

26.09.2006_17-20-10_0011.jpg

26.09.2006_17-24-45_0013.jpg

26.09.2006_17-28-24_0014.jpg

26.09.2006_17-34-25_0015.jpg

26.09.2006_17-38-47_0016.jpg

26.09.2006_17-42-36_0017.jpg

26.09.2006_17-46-32_0018.jpg

Arpaçay Genel Bilgiler

ARPAÇAY

NÜFUS:26278

YÜZ ÖLÇÜMÜ:650 kilometre kare
Kaymakamlık Tel.0474 281 20 67
fax:0474 281 28 82
Belediğe Başkanı:Cengiz ÇOBANOĞLU
(tel.0474 281 2018-0474 281 2171)

COĞRAFYA

1927 yılında birleştirilen Şöregel (Kızılçakçak) ile Zerşat kazalarının, doğusundan geçen Arpaçayına göre verilen resmi adıdır. Tanrı dağları batısında Isığ Gölü çevresinde Arpasuyu bölgesinden gelme Arpalı adı Türk Boylarından kalmadır. 16. yy. Osmanlı Sayım Defterinde Arpaçay Suyu ile bunun kaynağı olan Arpalı Gölü çevresine Arpalı denmesi de bu yüzdendir. Arpalı diye anılan Türk boyundan hatıra kalan Arpaçayı adı 1927 de Devletçe Arpaçay'a çevrilmiştir.


Osmanlı İmparatorluğu zamanında Zarşat Sancağı ile Kars İline bağlı iken 1877-1918 yılları arasında Rus İşgali altında kalmıştır. 1927 yılında yeniden düzenlenen teşkilata göre Zarşat sınırından geçen Arpaçayı nehrine izafeten Arpaçay adını almıştır. 30 Ekim 1920 de Kars ve ilçeleri Türkiye'ye kazandırıldı. 3 Kasım 1920 de de Arpaçay'da Rus askerleri sınır dışı edilerek eski Zaruşat olan Arpaçay'da üç gün sonra hürriyetine kavuştu. Hürriyetinin ardından sıra yerleşmeye gelmiştir. Azerbaycan ve Kafkas ellerinden Azeriler ve Karapapaklar (Terekemeler), Kars ve yöresinden Yerliler yerleşmiş olup kendi örf ve adetlerine bağlı kalmakla birlikte aralarında uyum sağlamışlardır. Arpaçay İlçesi, doğusunda Ermenistan toprakları ve Akyaka İlçesi, güneyinde Kars İli bulunmakta olup, kuzeyinde Çıldır İlçesi ve Batısında da Susuz İlçesi toprakları ile çevrilidir. Ermenistan ile sınır hattımız 10 km dir. İlçenin alanı 605 m2 olup, yüksekliği (rakım)1675 metredir. İklimi karasal karakter gösterir. Yazın ortalama sıcaklık 19.7 C, kışın ortalama -4.3 C dir. Kar yağışında ortalama kar kalınlığı ilçe merkezinde 42 cm olmakta, yağmur ise m2 ye 30-40 kg arası düşmektedir. Arazi az dalgalı olup, küçük çaplı tepeler vardır. İlçe hudutlarından geçen Kars Çayından başka bir kısmı İlçe sınırlarımızda kalan Çıldır Gölünden akan Telek Suyu bulunur. Arpaçay Merkezi, Koçköy Beldesine ait yayla olup ve 7 köy hariç bütün köylerimizin yaylası vardır. Yaylalar, Kısır Dağı, Gökdağ eteklerinde ve Mişko adı verilen yerdedir. 3 köyümüzün yaylası ilçemiz hudutları dahilinde olmayıp, birisi Susuz İlçesi ikisi de Kars Merkez İlçe hudutları dahilindedir.


NÜFUS
2000 Yılı sayım sonuçlarına göre İlçe Nüfusunun genel toplamı 26278 Kişi olup, bu nüfusun 5154'i İlçe merkezinde, 1685'i Koçköy beldesinde olup, kalan 19439'i köylerde yaşamaktadır. Nüfusun % 47.39'u erkek, % 52.61'i kadındır. 1990 sayımına göre İlçe Nüfusu 26555 idi. Nüfus sonuçlarına göre % 0,78 azalma mevcuttur. İstanbul, Ankara, Bursa gibi büyük illere göç edilen illerden önemli olan bir kaçıdır.


KÖY NÜFUSU
Akçakale: 335, Akçalar: 416, Akmazdam: 260, Arslanoğlu: 299, Atçılar: 1104, Aydıngün: 516, Bacıoğlu: 186, Bardaklı: 558, Bozyiğit: 214, Burcalı: 115, Büyükçatma: 636, Carcı: 271, Carcıoğlu: 307, Çanaksu: 393, Dağköy: 69, Değirmenköprü: 705, Doğruyol: 1327, Gediksatılmış: 404, Göldalı: 386, Gönülalan: 251, Gülyüzü: 977, Güvercin: 670, Hasançavuş: 73, Kakaç: 140, Karakale: 340, Karaurgan: 343, Kardeştepe: 396, Kıraç: 304, Kuyucuk: 367, Kuzgunlu: 95, Küçükboğaz: 525 Küçükçatma: 503, Kümbet: 783, Melikköy: 1031, Mescitli: 249, Meydancık: 297, Okçuoğlu: 502, Polatköy: 710, Söğütlü: 181, Taşbaşı: 485, Taşdere: 549, Taşköprü 265, Taşlıağıl: 668, Telek: 270, Tepecik: 357, Tepeköy: 343, Tomarlı: 1593.


İDARİ YAPI
Arpaçay'a bir belde ve 47 köy bağlıdır. Merkez belediyesinden başka Koçköy Kasabasında da belediye teşkilatı vardır. İlçe belediyesinin kuruluşu 1927, Koçköy Belediyesi’nin kuruluşu ise 1972 yılında olmuştur. İlçe merkezi ve köylerin yerleşimi genellikle toplu ve düzlük olmakla beraber Akmazdam, Dağköy, Kardeştepe, Taşbaşı, Taşlıağıl, Melikköy, Karakale, Hasançavuş, Kıraç, Bacıoğlu ve Çıldır istikametindeki 8 köyümüz dağlık karakter gösterir. 21 Kasım 1997 tarih ve 97/48293 sayılı müşterek kararname ile Çıldır ilçesine bağlı 8 köy ilçemize bağlanmış ve 40 olan köy sayısı 47'ye çıkmıştır. Teşkilatı bulunan Genel İdare Kuruluşları şunlardır: Milli Eğitim Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü, Nüfus Müdürlüğü, Mal Müdürlüğü, Tarım İlçe Müdürlüğü, Müftülük, Adliye, Askerlik Şubesi, Sağlık Grup Başkanlığı, İlçe Jandarma Komutanlığı, İlçe Emniyet Amirliği, Posta İşleme Müdürlüğü, Türk Telekom, Meteoroloji Müdürlüğü, TEAŞ Müdürlüğü, TEDAŞ Başmühendisliği, Özel İdare Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Bakımevi ve Karayolları Bakımevi bulunmaktadır. Nüfus, Yazı İşleri, Özel İdare, Posta İşleme, Meteoroloji Müdürleri ile TEDAŞ Başmühendis Vekili lise mezunu olup, diğer birimlerin amirlerinin hepsi yüksek tahsillidir. Resmi Kurumlardan Kaymakamlık Büroları, Mal Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü, Adliye ve Nüfus Müdürlüğü Hükümet Konağında, diğer kuruluşlar kendi binalarında hizmet vermektedir.

Kars Genel Bilgiler

Yüzölçümü:

18.557 km²

Nüfus:

349.437 (1992)

Kars Doğu Anadolu da ülkemizin en doğusundaki ve aynı zamanda karasal iklim dolayısıyla da en soğuk illerinden birisidir. Ancak mekanın bu olumsuzluğu ilin sanayii gelişmesinde nispeten olumsuz olmuş olsa da il turizm potansiyeli açısından bölgenin başlıca illerinden birisidir.

 

İl ülkemizin başlıca kış turizm merkezinden birisidir ve yapılacak yatırımlarla bu alanda daha da gelişebilir. Bunun yanı sıra kültür turizmi açısından da tarihin çok eski devirlerine uzanan antik kalıntıları ve ören yerleri ile önde gelen kültür turizmi açısından da Yontma Taş Çağından itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olan kent önde gelen kültür turizm merkezlerindendir.

 

İLÇELER:

Kars ilinin ilçeleri; Akkaya, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim ve Susuz'dur.

Digor: İl merkezine 42 km. uzaklıktadır. Ünlü Türk şairi Dede Korkut'un Digor'da yaşadığına inanılmaktadır. Çevrede Orta Çağdan kalma kiliseler bulunmaktadır. Bunların içinde Digor yakınlarında bulunan Beş Müzesi (Beş Kilise) ve Karabağ Köyü yakınlarında bulunan, iyi korunmuş Karabağ Müzesi'ne (Müren Kilisesi) araba ulaşımını takiben yürüyerek gidilebilir.

Kağızman: İl merkezine 75 km. uzaklıktadır. Ayrıca Kağızman'ın kuzeyinde bulunan ve batıdan doğuya doğru akan Aras Nehri Kanyonu vahşi, doğal güzelliklerle doludur. Bu kanyondaki güzellikler, Kağızman ve Tuzluca yolu izlenerek görülebilir. Ayrıca Tunç Kaya (Keçivan) Kalesi, Köroğlu Kalesi ve Çengim Kilisesi gibi tarihi yapılar da mevcuttur.

Sarıkamış: Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiye'nin önemli merkezlerinden biri olan Sarıkamış, 2200-2900 m. yüksekliğinde bir plato üzerinde yer almaktadır.

Doğal güzelliği ve modern kayak tesislerinin yanı başında açılmaya başlayan oteller Sarıkamış'ın önemli bir turizm merkezi olmasını sağlamaktadır. Sarıkamış'ta, en uygun kayak mevsimi 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasındadır.

Susuz: İl merkezine 24 km uzaklıktaki ilçe yakınlarında yer alan Susuz Şelalesi, görülmeye değerdir. Ayrıca yine ilçe merkezi yakınlarındaki Susuz Kaplıcaları da romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.

Akyaka: İl merkezine 54 km. uzaklıkta olan Akyaka ilçesi sınırları içinde tarihi Ocaklı (Ani) kenti bulunmakta ve ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.

Arpaçay: Doğusunda Ermenistan toprakları ve Akyaka İlçesi, Güneyinde Kars İli bulunmakta olup, Kuzeyinde Çıldır İlçesi ve Batısında da Susuz İlçesi toprakları ile çevrilidir.

Selim: İlçe Doğu Anadolu bölgesinin en yüksek yaylaları üzerinde yer alır.

Yazarlardan Kars

Yazarlardan


Çeşitli Gazetelerdeki Köşe Yazarlarının yazmış olduğu Kars ile ilgili yeni ve eski yazılar

Seyfullah TÜRKSOY (turksoylaipekyolu@gmail.com)
Ulu Borçalı ve Karapapaklar

Geçtiğimiz günlerde Karapapak Türklerinin diyarı Ulu Borçalıdaydım. Borçalı da neresi? Karapapaklar da kim? diyenler olabilir. Hemen açıklayalım; Karapapaklar en kadim Türk boylarından biridir. Oğuzların Kıpçak boyundandır. Bin yılı aşkın bir süredir Karapapaklar Borçalıyı vatan yapmışlardır. Borçalı, komşumuz Gürcistanın sınırları içinde bulunan bir bölgedir. Gürcüler bu bölgeye Marneule diyorlar. Borçalı ve köylerinin hemen tamamı Türktür, Karapapak (Terekeme) Türküdür. Borçalı bölgesinde yaklaşık 200 bin Karapapak (Garapapag) yaşıyor. Gürcistan genelinde ise 500 bin civarında Karapapak Türkünün yaşadığı kaydediliyor. Borçalıdaki 200 köyde bu soydaşlarımız dillerini, kültürlerini, geleneklerini aynen korumuşlar. Ben yıllardır Türk Dünyasını baştan başa dolaşan bir gazeteci olarak diyebilirim ki en saf en temiz en katıksız Türklüğü Borçalıda gördüm. Kiminle konuşsanız Türkiyeye, Türk Dünyasına, Türk Milletine büyük bir sevgi hissedersiniz. Zaten kendilerini Türk ya da Karapapak Türkü diye nitelendiriyorlar. Çok az da olsa bazıları kendilerini Azeri diye nitelendiriyor. Ancak Karapapakları bildiğimiz Azeri Türklerinden kısmen ayıran bazı farklılıklardan sözetmek mümkün. Karapapakların hemen tamamı Sünni İslam anlayışına sahiptir. Bu soydaşlarımız üzerinde Osmanlı etkisi daha fazla. Konuştuğumuz pekçok yaşlı Karapapakın Biz Osmanlı Türküyüz sözünde bu tesirin derin izleri okunuyor.

Akrabalarımı buldum

Borçalı ziyaretinin benim için en önemli ve anlamlı taraflarından biri ise yaklaşık bir asır önce koptuğumuz akrabalarımı bulmak oldu. Benim büyük dedem Karapapak Türkü Molla Süleyman 1918 yılında hanımı ve oğluyla at sırtında Türkiyeye kaçmak zorunda kalmış. Çünkü o tarihte Bolşevik istilası bütün bölge üzerinde özellikle de din alimleri üzerinde korkunç uygulamalara sahne olmuş. Pekçok din adamı sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmiş, şehit edilmiş. Dedem Molla Süleyman da o dönemde meşhur bir din alimi imiş. Kurşuna dizileceğini öğrenince Türkiyeye gitmiş. Fakat kardeşi Kerem, Borçalıda kalmış. Molla Süleymanın oğlu Muhammed dedemin torunu bendeniz, 90 yıl sonra Kerem dedemin oğlu Yusuf ve çocukları Hacı, Vagıf, Süleyman ve diğerleriyle kavuştuk ve kucaklaştık. Borçalıdaki akrabalarımla Karstaki akrabalarım yaklaşık 100 yıldır birbirlerinden kopuk yaşamışlar ama dil, lehçe, giyim kuşam, sofra kültürü aynı. Demekki rejimler farklı da olsa genler bozulmuyor.


Karapapaklar hakkında birkaç not

Karapapak Türkleri çoğunlukla Gürcistan Borçalıda yaşıyorlar. Bununla birlikte Azerbaycanin Gence ve Genceden sonraki tüm bölgeleri Karapapaktır. Mesela Kazak, Tovuz, Gedebey Karapapak kültürünün hakim olduğu en önemli yerlerdir. Sazın sözün, aşıklık, ozanlık geleneğinin; Türklük şuuru ve sevgisinin güçlü olduğu yerde bilin ki Karapapaklar vardır. Gürcistan ve Azerbaycanın yanı sıra Karapapakların en yoğun yaşadığı yer başta Kars olmak üzere Türkiyenin Doğu Anadolu bölgesidir. Kars, Iğdır ve Ardahanda nüfusun çok önemli bir kısmı Karapapak (Terekeme) dır. Bu bölgelerde daha çok Terekeme adı öne çıkar. Ama Terekeme ile Karapapak aynıdır. Terekeme Karapapağın bir üst kimliğidir. Çıldır ilçesinin tamamı Terekemedir. Arpaçay, Susuz, Sarıkamış gibi ilçelerin de çoğu Terekemedir. Karapapak Terekemeler, Erzurum, Erzincan, Sivas, Amasya, Van, Ağrı gibi şehirlerimizde de oldukça fazladır. Sivasın Kangal ilçesinde yoğun bir Karapapak nüfus vardır. Ayrıca bu şehirlerden İstanbul, Ankara, İzmir, Adapazarı, Bursa gibi şehirlere göç eden çok sayıda Karapapak Türkü vardır. Azeriler ve Terekemeler dil, lehçe, mutfak ve müzik kültürü gibi konularda birbirine çok yakındır. Sadece ağız farklılıkları vardır. Buna rağmen Türkiyedeki her iki kesim de birbirlerini genellikle farklı nitelendirmektedirler.


Azerbaycanda Azerilik adı Borçalıda Karapapaklık adı öne çıkmaktadır. Gerçek şu ki her ikisi de Oğuz boyu olan bu Türk toplulukları arasında yaşam biçiminden ve coğrafi şartlardan kaynaklanan bazı farklılıklar vardır. İranda da çok sayıda Karapapak Türkünün olduğu bilinmektedir. Karapapaklar İranda Sulduz bölgesinde yaşamaktadır. Ancak bu bölgeyi henüz ziyaret etmedim, o nedenle Sulduz Karapapaklarının sayıları, mezhepleri, yaşam biçimleri gibi konularda ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü mevcut kaynakların çoğuna güvenmiyorum. Bazı sözde- araştırmacılar hayal dünyasındaki bazı iddiaları gerçek gibi sunmakta ve tarihi gerçeklere zarar vermektedirler. Mesela çok meşhur Türkçü profesörlerimizden birinin Terekemeler için Hristiyan Türkler ifadesini yazısında kullandığını, benim ikazım üzerine özür dilediğini çok iyi hatırlıyorum. Terekeme sözünden Mekkeyi terk edenler manasını çıkaran sivri zekalıları da unutmayalım! O nedenle Sulduz Karapapakları konusunda ahkam kesmek istemiyorum. Ancak Kazakistan ve Rusyada çok sayıda Karapapak Türkü yaşadığını biliyorum. Kazakistandaki Karapapakların çoğu Stalin sürgünü. Gürcü diktatör Stalin; Ahıska Türkleri, Karadenizli Türkler gibi Karsa yakın yerlerdeki yaşayan Karapapak Türklerini de Orta Asya bozkırlarına sürgün etmiş. Pekçoğu yollarda hayatını kaybetmiş. O dönemlerde nüfus kağıdında Türk yazan hemen herkes çeşitli belalara maruz kalmış; o nedenle pekçok Karapapak Türkü de kimliğine Azeri yazdırmak mecburiyetinde kalmış. Borçalıdaki Türklerin sürgün felaketine maruz kalmamaları böyle önlenmiş. Rusyadaki Karapapaklar ise daha çok ekmek parası için oraya gidenlerden oluşuyor. Rusyada yüzbinlerce Karapapak Türkü zor şartlarda geçim mücadelesi veriyor.


Yanlış bilgiler

Diğer pekçok Oğuz boyu gibi Karapapaklar da Türkmendir. Terekeme (Terakime) sözünün kaynağı da budur. Fakat Terekemeleri anlatan bazı-sözde araştırma- kitapların da yanlış bilgiler verilmekte ve kafa karışıklığı yaratılmaktadır. Güya Terekeme adı verilen bu topluluk İslamiyetin ilk yıllarına Mekkeye gönderilmişler fakat oranın şartlarına uyum sağlayamadıkları için geriye dönmüşler. Terk-i Mekke ettikleri için Terekeme denmiş. Bu saçma sapan ve hiçbir doğruluk tarafı bulunmayan iddiayı hangi aklı evvel ortaya attı, bilmiyoruz. Belki nüktedan bir vatandaşımızın yaptığı bir şakayı birileri ciddiye almış olabilir. Bu temiz Türk boyunu bu tür iddialarla İslamdan kopuk göstermeye kimsenin gücü yetmez ve yetmemiştir. Sovyetler Birliğinin en katı günlerinde bile Karapapaklar dinlerine sahip çıkmıştır. Bugün Borçalıdaki Karapapak köylerindeki minarelerden günde beş defa yükselen ezanlar Karapapakların İslamiyetle güçlü bağının sembolüdür. Terekemeler hakkında ilgili ilgisiz pekçok insan yorum ve nitelendirme yapmıştır. Oysa kabul etmek gerekirse Türkiyede Karapapak Türkleri yeterince bilinmemektedir. Değerlendirmeler ya çok sığ ya çok yanlış ya da Azeri Türkleri genel tanımı içerisinde yapılmaktadır. Azerbaycanda terekeme sözü genellikle hayvancılıkla uğraşan insanlara verilen isimdir. Yani orada da terekeme çok bilinen bir kavram değildir.


Borçalı ilgi bekliyor..

Borçalıdaki pekçok Türk köyünü ziyaret ettim. Yolları bozuk, imkanları sınırlı köyler.. Ve bu köylerde yaşayan tertemiz Türkler Gürcistan ekonomisi şu sıralar gerçekten sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Havalimanına vardığınızda sizi taşıyan köhne otobüslerden, Kür nehrine dökülen çöplerden, sık sık yapılan elektrik kesintilerinden nasıl bir ülkeye geldiğinizi anlıyorsunuz. Gürcistanda yeni yönetimle birlikte rüşvet, hırsızlık, mafya olayları azalmış ama ülke hala sıkıntılı. Ve bu sıkıntıyı çekenlerin başında Karapapak Türkleri geliyor. Gençler işsiz, umutsuz.. Bazı köylerdeki pazarlar kapatılmış. Binlerce insanın ekmeği elinden alınmış. İnsanların ekmek uğruna Rusya, Azerbaycan ve Türkiyeye gitmekten başka hiçbir şansı kalmamış. Sadaklı köyünde gözyaşları içerisinde konuştuğum Karapapak kadınların feryadı hala kulaklarımda. Açız, günlerdir açız diye feryat ediyordu. Tek geçim kapıları olan halk pazarı Gürcü yönetimince kapatılınca perişan duruma düşmüşler. Kadınlar kilometre ötelerden topladıkları birkaç çalı çırpıyla yavrularını soğuktan korumaya çalışıyor. Pekçok evde tencere kaynamıyor. Günlerce ekmek yüzü göremeyen aileler var Karapapaklar gururlu bir toplum. Dertlerini içlerine atmışlarBiz ısrar etmezsek bir şey anlatmıyorlar Ve ne acıdır ki Türkiyedeki Karapapaklar bu gerçeklerden habersiz. Oysa Borçalı Karapapaklarının neredeyse yarısı Türkiyede yaşıyor. Ailelerin bir kısmı Gürcistanda, bir kısmı Türkiyede..


Şimdiye kadar Gürcistanı ziyaret edenler genellikle Tiflisin şaşaalı kiliselerine, ışıklı gece klüplerine takılıp kalmış. Ya da Gürcistandaki Müslümanları Acarlardan ibaret saymış. Oysa Tiflisin yanıbaşında, Borçalıda, yolu bozuk, talihi kör köylerinde onbinlerce soydaşımız var. Diliyle, diniyle, yüreğiyle Türkoğlu Türk olan Karapapaklar var!..

Zeynep ORAL (Cumhuriyet Gazetesi)

Kars İzlenimleri

Kars, birçok halkın, ulus ve uygarlığın harmanlandığı bir ildi. Kör inanç ve politik ihtirasların plan ve provokasyonlarına maya olmamış bir ildi. Kendini kişiliksizleştirmek , çok renkliliğini yok etmek, farklı inanç ve kültürleri birbirine düşman kılmak, aydınlık yapısını köreltip karartmak, softalaştırmak, yobazlaştırmak için yapılan her provokasyonu boşa çıkarmış bir ildi. Aydınlığa karşı pusuya yatanlara sıçrama noktası olmamış bir ildi. Dağların koynunda 1800 metreye yakın yükseklikte, yayla serini alnı hep aydınlık kalmış bir ildi

Karsda geçirdiğim günlerde Nihat Behramın destansı kitabı , babasının özgeçmişinden hareketle yazdığı eşsiz roman Miras (Everest Yayınları) elimden düşmüyordu. Karsı çevreleyen tepeleri karlı Allahüekber Dağlarına, Soğanlı ve Sarıkamış Dağlarına, Ağrıya, Yahni Dağına, Hacı Halil Dağına baktıkça, savaşla, ölümle, acıyla, kanla, gözyaşıyla ama aynı zamanda umutla, dirençle, insanlık onuruyla, sevgiyle, hoşgörüyle, dayanışmayla , dostlukla örülmüş insanlık tarihi gözlerimin önünde canlanıyor, kitapla yaşam birbirine karışıyordu. (Hala okumadınızsa, mutlak okumalısınız Mirası Ne acı ki ben Karsta Mirası okuduğum günlerde, yazarı Nihat Behram yine 25 yıl önceki utanç verici geçmişte kalmış suçlamalarla geceyi karakolda geçiriyordu. Bkz: 7 Mayıs Cumhuriyet: Ataol Behramoğlunun yazısı.)

Ani Harabeleri
Karsın 45 km. doğusundaki Ani Harabelerindeyim. Aniyi duymamış fotoğraflarını görmemiş olamazsınız. Size Aniyi , ayakta kalmış , ayakta kalmaya direnen, can çekişen, yarısı bombalanmış gibi yerle bir olmuş öteki yarısı ha düştü ha düşecek, harap durumdaki harabeleri anlatacak değilim, Olsa olsa, onlar karşısında duyduğum acıyı, hüznü dile getirebilirim
Bir akşam önce Kars Belediye Başkanı Naif Aibeyoğluyla konuşurken, Geçmiş kültürlerin sahibi olmaz, ancak mirasçıları olur demişti

Anide duyduğum acı ve hüzün, mirasçısı olduğumuz bu hazineye layık olduğu değeri verememenin utancıyla bütünleniyordu. Biz neden bunca kötü mirasçılar olmuştuk? Neden Aninin yıkılmasına, yağmalanmasına, göz yummuştuk? Yalnız biz değil Ruslar da (1877-1918) alıp götürmüşlerdi paha biçilmez, taşları, kabarmaları, freskleri.

Bu hoyratlık yalnız Ermeni mirasına karşı değildi. Bu hoyratlık, Urartu eserlerine, Oğuz türkçesiyle ama Gregoryen harflarle yazılı kabartmalara, Bizans ya da Selçuk eserlerine , sinagog, kilise, cami, kervansaray ya da kütüphane , ayırım tanımıyordu
Karslılarla konuştuğumda bu hoyratlığın yalnız 1950lerde , politik tercih olarak sunulan, yıkın burayı, bu gavur işlerini buyruğuyla, çevre köylerde kullanılmak üzere taşların yağmalanmasıyla sınırlı değildi. Aynı zamanda rivayete göre, dün olduğu gibi bugün de herkes Anide altın arıyordu, altın bulmak için kazı yapıyordu.
Aninin yanıbaşı Ermenistan . Aradan incecik Arpaçay akıyor. Çayın iki yanından yalnız uçan kuşlar, kelebekler, koyun kuzu değil, sesler, renkler de birbirine karışıyor. Çayın öte yanında Ermenilerin taş ocağı var. Oradan çıkarılan taşlarla kendi Anilerini yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Katedralin replikasını yapmışlar bile

Dostluk Köprüsü
Anide insanın içini en çok acıtan, Arpaçay üzerindeki taş köprü. İpekyolu Köprüsü Köprünün iki yağı ve başlangıcı var ortası yok. Omuz başından kesik iki kol gibi Birbirine ellerini uzatmış, kesik kolları, olmayan elleri kavuşamayacak iki insan gibi Oysa 50li yıllardan önce doğan Karslılar, o köprünün iki yana kavuştuğunu çok iyi anımsıyor

Anımsayanlar ve anımsamayanların, şimdi hepsinin dileği, özlemi ayni: O köprü onarılsın. (Mostardaki biz onardık, bunu neden onarmayalım en sık duyduğum tümcelerden biriydi. )
1064de Türklerin Anadoluya geçmesini sağlayan , İpekyoluna bağlanan köprü onarılsın ve Dostluk Köprüsü adını alsın. Sokaktaki adamdan Belediye Başkanına , Mimarlar Odasından Kent Konseyine herkes bu işi amaç edinmiş!
Yerim bitti , Kars izlenimleri bitecek gibi değil Karsın bilinen ve bilinmeyen görkemli ve aydınlık yüzünü bana gösteren Doktor Cengiz Şıklıya ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Yanılmıyorsam o söylemişti:

Dünya birleşse, Aniyi yeniden yapamaz Ani birleşse, dünyayı yeniden kurar.


yavuzdonat.gif

Yavuz DONAT
(mail adresi ydonat@sabah.com.tr)

Ardahan'ın Hülya'sı varsa Kars'ın da Çağla'sı var

Ardahan'dan Kars'a doğru ilerlerken cep telefonumuz çaldı. Arayan, Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu idi. "Neredesiniz" diye. "Bulunduğumuz yeri" söyledik. Naif bey "tamam" dedi:
- 45 dakikaya kalmaz Kars'ta olursunuz. Ama "Kars'a gidişimiz gecikince..." Naif bey merak etmiş, yine aradı:
- Nerede kaldınız? "Tesadüf işte" dedik:
- Bir köyde durduk... Hülya Avşar'ın doğduğu köymüş... Onun akrabaları ile sohbete daldık. Naif bey "daha fazla gecikmeyin" dedi:
- Hülya Avşar Ardahanlı ise, Tamer Karadağlı, Talat Bulut, Yavuz Bingöl, Nuray Hafiftaş, Çağla Şikel de Karslı... Onun akrabaları burada... Amcası Mehdi Şikel gıda maddeleri toptancısı... Kuzeni İsmet Şikel, Sağlık Müdürlüğü'nde mutemet... İsterseniz onlara da geldiğinizi haber vereyim mi?

refik_durba_.gif

REFİK DURBAŞ (Sabah Gazetesi)
(mail adresi rdurbas@sabah.com.tr)

Kars: Acele satılık şehir

Kars, Orhan Pamuk'un "Kar" romanıyla bir daha gündeme geldi. 1990 yılının şubat ayında, yani 12 yıl önce bu günlerde nüfusu azalan kentler üzerine bir araştırma için ben ve Ümit Kıvanç Kars'a gitmiş ve 15 gün kadar kalmıştık. Bu gezinin izlenimleri 30 Nisan 1990 tarihli "Cumhuriyet" gazetesinde Ümit Kıvanç'ın fotoğrafları eşliğinde yayımlanmıştı.
Bu yazıyı bugün tekrar okuyunca geçen 12 yıl boyunca Kars'ta pek çok şeyin değişmediği görülmekte...
Şimdi, bir "online tefrika" olarak birkaç gün bu yazıyı aktarmak istiyorum.
KARS Sabah erkenden yola çıktık Artvin'den. Bir yüzü kara kayalık, bir yüzü bembeyaz kar altındaki dağları ardımızda bırakıp akşamın dördünde Kars'a girdik Ümit Kıvanç'la. Gözlerimizin ucunda kehribar kar kristalleri. Upuzun bir beyazlıktan ansızın çıkan bir kara karanlığın kapısına dayanmanın erişilmez duygusu...
Kars, başka türlü nasıl anlatılabilir?
Kars, ilk görenler için bir ana caddeler kenti. Tek ana caddesi yok Kars'ın, bir çok ana caddesi var. İnsanlar kahvelere çekilmiş, buğulu camların arkasında silüetleri parlıyor. Dükkânların çoğu kepenklerini indirmiş. Sanki biraz sonra hiçbir canlı işareti kalmayacak duygusu yoğunlaşıyor içimizde. Bütün caddeler birbirine benziyor. Bütün caddelerde tek renk, karanlık. Ama birden bol ışıklı bir caddeye giriyoruz. Doğu'da bir kent olamaz burası. Bu caddeyi al bir Avrupa kentinin içine yerleştir. Kimse farkına varmaz, "Yanlışlıkla Berlin'e gelmiş olmayalım" diyorum Ümit'e.
Kars'ın dışarıdan görünüşü bu. Bir Avrupa kenti. Ana yol bir tarafa, yaya kaldırımında bile iki araba rahatça trafiğe çıkabilir.
Ya Kars'ın iç görünümü? Bunu yarın sabah, gündüz gözüyle göreceğiz.
Kars'ın iç görünümü akşamından daha da karanlık. Çünkü Kars, karanlığın bile terk ettiği bir kent.
Kars'ta yayımlanan yerel gazeteler "satılık ev" ilanlarıyla dolu. 5 Şubat 1990 tarihli "Serhat Kars" gazetesinde bir ilan:
"Satılık 7 takım ev. Ortakapı Mahallesi, Atatürk Cad. Bahçe içinde 7 takım ev satılıktır."
6 Şubat 1990 tarihli "Yeni Doğu" gazetesinden: "Çok acele satılık ev. Kaleiçi Mahallesi Lokmanbey Sokak'ta 3 takım ev uygun fiyatla acele satılıktır."
6 Şubat 1990 tarihli "Hüryurt" gazetesinden: "Satılık arsa. Din Görevlileri Yapı Kooperatifi'ndeki su basmanı çıkmış 218 ve 255 noluarsalar peşin ve uygun fiyatla acele satılıktır."
Evler tek tek değil, takım olarak, sokak sokak, cadde cadde satılıyor Kars'ta. Bütün Kars "satılık" levhalarıyla donatılmış.
Atatürk Caddesi'nde bir bakkal dükkânına giriyorum. Bakkal dükkânının yanındaki ev ve arkasındaki arsa satılık. Niyetim "ev" için pazarlığa girişmek değil, satış "niyet"ini öğrenmek.
Adnan Göğçe dükkânın sahibi. Ev ve arsa abisinin, o karışıyormuş. Sobanın başında oturuyoruz. Çay söylüyor bize. Dükkânda muzdan bisküviye kadar her türlü yiyecek var. Biraz sonra biri giriyor dükkâna. Bir torbaya pirinç dolduruyor, şeker, çay. Her şeyi kendi tartıp fiyatını kendi hesaplıyor. Adı Kulu Oğul, "Köylüyüm" diyor. Adnan Göğçe'ye alınan malları sadece deftere kaydetmek kalıyor. Elbet
veresiye...
Az sonra biri daha geliyor. Emekli İbrahim Aydın. Çaylar tazeleniyor. İbrahim Aydın'ın iki oğlu var. Biri Bursa'da doktor, biri Çankırı'da. O da her şeyini satıp Kars'tan gitmek istiyor. "Dokuz ay kış burası" diyor Aydın. "Bursa'da hiç olmazsa yakacak sorunum olmaz. Burada kömüre verdiğim parayla orada gül gibi geçinirim."
İyisi mi gündüz gözüyle Kars'ın sokaklarına vurmak. Bakalım hali nicedir?
YARIN: Herkes göç yolunda...

mehmet_altan.gif

Mehmet ALTAN
(mail adresi maltan@sabah.com.tr)

Kars'ta gazete satılır mı?

Karslılar'ın, Türkiye-Ermenistan sınırının açılması için elli bin imza topladığını herhangi bir gazetede okuyup, herhangi bir televizyon kanalında işitseydim, muhtemelen aldırmadan geçip gidecektim...
Habere, internette sörf yaparken sadece CNN'in web-side'ında rastladım... O haberde de vurgu gene elli bin imzaya değildi...
Kars'ın merkez nüfusu yüz otuz bin civarında... Etrafı ile birlikte bu nüfus üç yüz yirmi beş bine ulaşıyor...
Kent merkezini esas alırsanız, toplanan imza sayısı habercilik açısından daha da önem taşıyor...
Kentin, on bir yıldır kapalı olan Doğu Kapısı'nı açmak için, neden böylesine büyük ve yoğun gayret içine girdikleri, ekonomik göstergelere bakınca hemen anlaşılıyor.
Kars'ın Türkiye'nin ürettiği üretim pastasından aldığı pay binde 19... Kars'a düşen pasta dilimi neredeyse yok ya da kağıt kadar ince...
Bir hanede ortalama altı kişi yaşıyor. Bu bilgiden yola çıkınca merkezde yirmi bin civarında, kentin toplamında da altmış beş bin civarında hane var. Bu hanelerin ortalama geliri, o da eşit bölünmesi halinde, yılda dokuz yüz milyon bile değil...
Kentte sanayi yok gibi, ticaret ihmal edilir düzeyde, ağırlıklı olarak tarım, daha doğrusu hayvancılık var...
Kent tarım ağırlıklı olmasına rağmen, okur-yazar sayısı yüzde 82... On bin kişiye düşen araba sayısı ise, büyük kentlere nazaran çok düşük... Büyük kentlerde on bin kişiye yedi yüz civarında araba düşerken, Kars'ta bu oran yüz seksen sekiz...

Kars toplumsal yapısını dönüştüremediği için sürekli göç veriyor... Gene de sefaletin, işsizliğin önüne geçilmiyor... Son umutlarını Kars-Ermenistan sınırına bağlamışlar.
Elli bin kişinin imzaladığı ve Ankara'ya gönderdikleri bildirilerinde şöyle diyorlar:
"Yurdumuzun her yerinde sınır kapısı şehre bir avantaj sağlarken; 11 yıldır kapalı olan Doğu Kapısı, (Türkiye-Ermenistan Sınırı) yüzünden şehrimizin iç dinamikleri, öngörülen ticari hareketliliğin itici gücü olmaktan uzak kaldı.
Ermenistan'ın, kardeş Azerbaycan topraklarından çekilmesini en çok biz Karslılar istiyoruz. Ancak uygulanan 'ambargo' tüm bölgenin 'eşit ve hakkaniyet' ölçülerine göre özveride bulunmasını ortaya koyamadığı için Kars üzerinden sonuç almak da mümkün olmuyor ve giderek Kars yalnızlığa itiliyor."
Bildiride, külfetin "neden eşit paylaşılmadığı" da şu cümlelerle belirtiliyor:
"Ermenistan'a uygulanan vize kaldırılarak, hava koridoru açılarak; Türkiye'den Ermenistan'a yapılan ihracatın hem Sarp, hem Türkgözü, hem de İran üzerinden sağlanması için imkan yaratılarak; İstanbul ve Trabzon'dan Ermenistan'a yapılan uçak seferlerine fırsat tanınarak; 10 Ocak 2002'den itibaren Ermeniler'in Türkgözü Sınır Kapısı'ndan bandrollü vize ile Türkiye'ye girişlerinin yolu açılarak Kars'ın yaptığı fedakarlığın anlam ve önemi kalmadı."

Aslında, amacım, elli bin imzalık bir haykırışın neden bizim medyada yer almadığını araştırmak idi...
Bunu araştırmaya koyulunca, rakamlarla da sarmaş dolaş olmak mecburiyet haline geldi...
Türkiye'nin Ermenistan ile dış ticaret hacmine de baktım... 1997 yılında otuz milyon dolarlık ticaret hacmi, 130 milyona yükselmiş... Ancak bu yükselişin sebebi bavul ticareti ile üçüncü ülkelerden yapılan ticaret... Üçüncü ülke denince de ağırlıklı olmak üzere Gürcistan ve İran anlaşılmakta...
Kars ve diğer illerin payına Ermenistan ile artan ticaretten pek bir şey düşmüyor...

Yerel Gündem 21 ve Kars Kent Konseyi, elli bin imzayı duyurmak üzere 30 Haziran'da da bir miting yapmış... Bu aranışa Kent Konseyi Başkanı da olan Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu öncülük etmekte...
Yoksulluğun pençesinde kıvranan Kars'ın çilesine çare bulmak için gösterdiği gayret ve topladığı elli bin imzanın neden büyük kentlerden duyulmadığını araştırırken, durumun satılan gazete sayısı ile bağlantılı olup olmadığını da sorguladım...
Gazete tirajlarının yeni uzmanı olan Yavuz Semerci bana Kars'ta satılan Hürriyet ve Sabah sayısını verdi... Gördüm ki yedi yüz elliyi bile bulmuyor...
Ulusal basının kente saat on birden evvel ulaşamadığını da yeni öğrendim zaten...
Kaderlerini Türk-Ermenistan Sınır Kapısı'nın açılışına bağlamış olan Kars'tan elli bin imzalık bir çığlık yükseldi...
Biz bunu duymadık... Gecikmeli de olsa sizleri haberdar etmek istedim...

Zafer AKBAŞ

KARS TREND OLDU
'Alacakaranlık' adlı diziye ev sahipliği yapan Kars ise, tam anlamıyla 'trend' oldu. Çıldır Gölü'nde balık tutmak ve Ani Harabeleri'ni görmek için insanlar Kars'a akın ediyor. Kars'ın güzelliklerini Türkiye'ye gösteren Yücel, Sezen Aksu'nun "Eskidendi Çok Eskiden" adlı şarkısının klibini de Kars'ta çekti. Yöre halkı, Uğur Yücel'e şükran duyduklarını her fırsatta dile getiriyor.




Anadolu'nun kar küresi Kars

Ahmet Mithat Efendi'nin Paris'i de anlattığı "Avrupa'da Bir Cevelan" adlı kitabı için Fransızlar "Paris, Paris olalı böyle güzel anlatılmadı" der. Oysa, Ahmet Mithat Efendi bu kitabı yazarken, Paris'i hiç görmemiştir!.. Yazarımızın, Paris yolculuğu ardından kaleme aldığı "Paris'te Bir Türk" kitabı hakkında ise Fransızlar şu yorumu yapar: "Paris, Paris olalı böyle kötü anlatılmadı!.." Franz Kafka, "Amerika" adlı eserinin ilk sayfasında, New York'a gelen bir geminin güvertesine diktiği okuru, bir elinde bağımsızlık bildirgesi, öbür elinde kılıç tutan Özgürlük Anıtı'nın yanından geçirir! Kılıç mı?.. Özgürlük Anıtı'ndaki kadın yukarıya kaldırdığı sağ elinde kılıç değil, meşale tutmaktadır. Şu işe bakın ki, Kafka da söz konusu ettiğimiz kitabını Amerika'yı görmeden yazmıştır. Paris'i görüp de, bu kentin güzelliğini anlatan bir şiir yazmayan şair yok gibidir. Nazım Hikmet'ten Melih Cevdet Anday'a, Attila İlhan'dan Bedri Rahmi Eyüboğlu'na kadar birçok şairimizin dizelerinde kafeleri, müzeleri, Eyfel Kulesi ve ışıklı geceleriyle göz kırpar Paris... Öyle ki, Orhan Veli, Paris'te hangi sokağın, hangi sokakla birleştiğini ve köşedeki kafenin adının ne olduğunu söyleyecek kadar iyi bilmektedir Paris'i. Ne var ki, 36 yaşında ölen bu güzel şairimizin gölgesi, hayattayken bir kez olsun düşmemiştir Paris sokaklarına!.. Cemal Süreya da, Paris'e kapağı attığı ilk günlerde, yeni yazmakta olduğu bir şiiri gezdirir paltosunun ceplerinde. Altlarında sevgililerin öpüştüğü Paris'in köprülerini, dallarında sincapların gezindiği kestane ağaçlarıyla dolu parklarını ve müzisyenlerin şarkı söylerken, önlerinde açık duran çalgı kutularıyla para topladıkları metro koridorlarını dolaşan şiirin adı da şudur: "Kars"!.. Heyhat! Cemal Süreya Paris'te bu şiiri yazarken, Kars'ı hiç görmemiştir!.. Şairimiz, yaklaşık bir yıl kaldığı Paris'ten ülkesine geri döndüğünde, katıldığı müfettişlik kursunu tamamlar ve kura torbasından, içinde görev yapacağı kentin adının yazılı olduğu küçük bir kağıt parçası çeker; görevli kağıtta yazılı olanı okur: "Kars"!.. Cemal Süreya, Kars'ta görev yaparken bu kentimizi anlatan bir şiir yazar İki şiiri yan yana getirdiğinde, Kars'ta yazdığını elinden atar ve kitabına Paris'te yazdığını koyar. Aman efendim, buraya kadar gittik geldik Paris ve Kars arasında. Soluklanırken Cemal Süreya'nın şiirinden birkaç dize okuyalım: Öyle güzel ki ölürüm artık Beyaz uykusuz uzakta Kars çocukların da Kars'ı Ölüleri yağan karda Donmuş gözlerimin arası Sahi, siz hiç Kars'ı gördünüz mü? Eğer, yanıtınız "Hayır" ise, çok şey kaybettiğinizi bilin! Hani, Anadolu'daki kimi kentlerin güzelliğini anlatmak için "Doğu'nun Paris'i" derler ya, bence Kars Doğu'nun Paris'i değil, olsa olsa Salzburg'udur; bir tepeye kurulu kalesiyle Kars, bana Mozart'ın kentini anımsattı. Bu yıl ikincisi düzenlenen sanat festivalinde, 13 Ocak Perşembe günü, bir meddah olarak oynadığım sahne gösterisini sundum. Sakın ola ki "Kar, kış, soğukta festival mi olurmuş" demeyin! Her şeyden önce burası Kars!.. Yani, Antalya'nın güneşi, sıcağı ne ise, Kars'ın karı, soğuğu da odur!!! Üstelik, kış mevsiminin karanlığına, zor koşullarına karşı moral olsun diye, bu iklimin egemen olduğu birçok kentte festival düzenlenmektedir. Böylesi koşullarda yaşayan insanlara, "Soğukta sanat festivali mi olurmuş" demek, kış uykusuna yatmalarını beklemektir!.. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu havanın erken karardığı kış günlerini, sanatla aydınlatmaya kararlı bir insan. Festival boyunca kentte kurulu sanat atölyeleri Karslılar'ın yoğun ilgisiyle karşılaştı; okullarda resim yarışmaları düzenlendi, müziğin birçok alanında konserler verildi, gösteriler yapıldı... Şairi, müzisyeni, ressamı birçok sanatçı, birikimlerini Karslılar ile paylaştı ve en önemlisi, Kars Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinin konserini dinlediler!.. Evet, Kars'ta bir güzel sanatlar lisesi olduğunu biliyor muydunuz? Kışın beyaz battaniyesiyle örtülü bir kentte, gencecik parmakların dokunuşlarıyla yükselen piyano, keman, gitar sesinin sıcaklığını hiç ama hiç unutmayacağım. Ataol Behramoğlu ve Nihat Behram... Edebiyatımızın bu iki güçlü kaleminin çocukluğunun geçtiği Kars sokaklarında, onları sevgiyle selamlayarak dolaştım. Kaldığım otel odasının penceresinden, havuzu donmuş bir park görünüyordu ve Karslı çocuklar buz pateni yapıyorlardı. Şarkısına klip çekimi için Kars'ta olan Sezen Aksu yeni ayrılmıştı kentten. Yerel gazeteler, çekim sırasında neler yaşandığını en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu: "Çekimlerin devam edeceği Kars Tren Garı'nda ise çekim malzemelerinin kurulduğu alanın üzerindeki çatıdan damlayan sular ilginç görüntüler oluşturdu. Set görevlileri malzemelerinin damlayan suların altında durmak zorunda kaldılar ve bazı bölmelere de kova koydular." Kar kürelerini çok severim; ne zaman bir kar küresi görsem, içine girmek istemişimdir. "Bunu ben de hep düşlerim" diyorsanız, Kars'a gitmelisiniz. Rus mimarisinin izlerini taşıyan ve akşamları üstüne giydiği ışıklı elbisesiyle kış mevsiminin tüm güzelliğini sergileyen kent sokaklarında, bir kar küresinin içinde yaşıyormuş gibi gezinmekten alıkoymayın kendinizi. Gidin ve kışın, Karslı çocukların ellerinde nasıl beyaz bir oyuncağa dönüştüğüne tanık olun. Ben, bu kenti gördükten sonra anladım; kardanadam Kars doğumlu

Sunay AKIN

Zeynep ORAL (Cumhuriyet Gazetesi)

AŞIKLAR BAYRAMI

Kars'ta kızgın bir güneş var, güneş âşık... Kenti çepeçevre saran yüksek dağlar karla kaplı, kar âşık... Akşama doğru güneş iyice alçaldığında, ortaya yayılan kızıllıkta, Hitit, Huri, Urartu, Kimmer, Gregoryen, İskit, Sasani, Bizans, Selçuk ve Osmanlı'dan esen bir rüzgâr Kars Kalesi'ni okşuyor, rüzgâr âşık, bulutlar âşık...

Nereye baksam aşk ve âşıkları görmem boşuna değil. Gönlümün gözleri, yalnız onları görüyor, onları dinliyor, onları duyuyor...
Kars'ta, Birinci Türkiye Âşıklar Bayramı var! (Yaşam sürprizlerle dolu: Bir gün önce İstanbul'da Vladimir Ashkenazy 'nin sihirli piyanosunu dinliyordum, bu akşam Kars'ta Anadolu'nun tüm birikimini omuzlamış türküleri dinlemeye doyamıyorum.)

Ülkenin her köşesinden (her köşesi demem laf gelişi değil, tam 81 ilden) gelmiş 190 halk ozanı yani, ''Âşıklar'' , Kars'ta birbiriyle yarışıyor; türküleri, atışmaları, sazı, sözü, eleştiriyi, cinası, taşlamayı, hüneri, dil ve akıl çabukluğunu gönül ve can yoldaşlığını yarıştırıyor. Evet, bu bir yarışma ama bence daha çok bir paylaşma... 16. Yüzyıl'dan bu yana süre gelen sözlü şiir geleneğinin ''Âşıklığın'' paylaşılması...

Bugüne dek bu yarışma, yani Âşıklar Atışması Konya'da yapılırmış, en fazla 50 Âşık katılırmış. Şimdi ilk kez Kars'ta yapılmasını, çok büyük bir organizasyonla titiz seçimlerle böylesi büyük bir katılım sağlanmasını, buralılar, ''Âşıklar yuvaya döndü'' , ''40 yıllık düş gerçekleşti'' diye sevinçle karşılıyor ve Kars Kültür Merkezi'nin salonunu hınca hınç dolduruyor...

Âşıklar Bayramı, yörenin en usta sanatçısı, herkesin sevgilisi, çok kısa bir süre önce 66 yaşında hayata gözlerini yuman Âşık Murat Çobanoğlu'nun adını taşıyor. Zaten şölen de onun mezarını ziyaretimizle başladı. Tüm Âşıklar ellerinde bir karanfil, omuzlarında sazlarıyla gelmişlerdi. Murat Çobanoğlu gibi Devlet Sanatçısı olan yine Karslı Âşık Şeref Taşlıova'yı dinlerken gözyaşlarını tutamıyorlardı.

Bu görkemli olayın mimarı, Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu. Onun isabetli deyişiyle ''Âşıklık, bu sözlü edebiyat, halkın içinde mayalanır; toplum bilinciyle bilenir; kültürümüzün toplumsal dinamiğini oluşturur...''

Yarışmayı izlerken, bu sözlerin gerçekliğini daha iyi anlıyorum. Güncel, sıradan bir olaydan destansı epik konulara uzanan çok geniş bir yelpazeye yayılıyor atışmalar. Şikâyet, eleştiri bol, ama başkaldırı, direniş daha da bol! Sahne ve salon birlikte soluk alıp veriyor. (Daha önce izlediğim opera ya da klasik müzik yarışmalarında, jüriyi etkilememek için izleyicilerin alkışlaması yasaktı, burada serbest!)

İlk kez böyle bir yarışmaya tanıklık ediyorum. Çok ilginç! Kafkas Üniversitesi, Karadeniz Üniversitesi, Dicle Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi öğretim üyelerinden, araştırmacılardan, müzik uzmanlarından oluşan jüri de sahnede. Yarışmacılar iki iki sahneye çıkıp birbirine rakip oluyor. Yarışmaya katılan 190 ozanın en genci 13, en yaşlısı 80 yaşında. Ve sıkı durun: 190 yarışmacı içinde bir tek kadın var: ( ''Bir tek'' denmez ama vurgulamak için söylüyorum:) Âşık Sarıcakız . Eskişehir doğumlu ama İstanbul'dan katılıyor. (Ayrıntılar, dönüşümde.) En çok sayıda katılım Erzurum'dan...

Yarışma on bir ayrı dalda. Kolay iş değil: Örneğin ''İrticalen Divan Dalında'', jüri üyesi bir dize veriyor, (buna ''ayak vermek'' deniyor) sahnedeki iki yarışmacı o dizeye uygun doğaçlama yapıp hem kafiyeyi tutturacaklar, hem divanı (13 heceyi) tutturacak; hem anlamlı olacak, hem de sazlarıyla aynı ölçüyü tutturacaklar, bir dörtlük biri, bir dörtlük öteki, sırayla... ''Cinaslı Tecnis dalında'' : Dörtlü koşmanın arasına yedi heceli cinas yerleştirme, kelime oyunu yapmak zorundalar. Hele bir ''Leb Deymez -dudak değmez- Dalı'' var ki, hayret bir şey: İki dudak birbirine değmeyecek.. yani kimi sözcükler, harfler (örneğin, b, m, p vs.'li sözler) kullanılmadan söylenecek ne söylenecekse... 'Kaçamak' yapılmasın diye iki dudak arasına bir toplu iğne ya da kürdan yerleştiriliyor. O nedenle yalnız ses, söz ve saz marifeti değil; akıl, zekâ, çabukluk gerektiren bir yarışma dedim başlarken...

Yarışma bu akşam sona eriyor. Ben bir gün önce Kars Sanat Merkezi'nde kurulmuş basın odasında bu yazıyı yazarken yukarıda alkış kıyamet kopuyor. Aklım orada, Âşıklarda...
En iyisi bu yazıyı Âşık mı değil mi bilmem ama, Karslı bir ozanın Kağızmanlı Sadık Miskini 'nin ''Paydos'' şiiriyle bitireyim:

''Aşkın kâfiri oldum, dine imana paydos
Dost yüzünü gül bildim, bağa bağbana paydos
Kendimin efendisi, kendimin kölesiyim
Eylemem kula kulluk şaha sultana paydos.''

Bunca başarılı Aşıklar Bayramına emeği geçen herkesi kutluyorum.

yavuzdonat.gif

Yavuz DONAT (Sabah Gazatesi)

Leyla ile Mecnun

Erzurum yolundan Kars'a girerken "üç şey" dikkatimizi çekti. Kars'ın girişindeki "bulvarın" adı: "A. Gaffar Okkan Bulvarı." Gaffar Okkan, Diyarbakır'a gitmeden önce "Kars Emniyet Müdürü'ydü." "Vefalı Kars" onun anısını Kars'ın girişinde yaşatıyor. Sonra kent girişindeki yazı dikkatimizi çekti: "Doğu'nun uygar kenti Kars'a hoşgeldiniz." Gerçekten "derlenen, toparlanan, uygar bir kent" olmuş Kars.

Dikkatimizi çeken "üçüncü şey" bir anıttı. "Yolun kenarında" Mihrali Bey İlköğretim Okulu vardı... Öğrenciler, anıtın resmini çektiğimizi görünce koşuştular. - Çocuklar... Bu ne anıtı? - Leyla ile Mecnun. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu'na sorduk: - Bu anıt neyin, nesi? - İki sebepten diktik... Birincisi, Leyla ile Mecnun bu bölgede yaşamışlar. - İkincisi? - Kars çok göç verdi... Gidenlerin yüreği "Kars, Kars" diye çarpar. Kars, Leyla'dır... Kars'tan uzakta kalanlar ise Mecnun. Gidenler, bir gün Kars'a gelirse, işte bu noktada Leyla'larına kavuşmuş olacaklar. Naif bey "duygusal" bir insan. Baktık "gözleri buğulanmıştı."

AKŞAM GAZETESİNDEN BİR YAZI

Kars'a Kar gerçekten yağdı

Orhan Pamuk'un son romanı ile adeta yeni keşfedilen Kars'ta, vitrinlerdeki iki şey göze çarpıyor:
"Er ve erbaşlara serbesttir" yazısı ile "Kar"ın afişleri Yılın 108 günü karların altına gömülen, sıcaklığın 181 gün boyunca sıfırın altında geçtiği koca bir kenti Orhan Pamuk'un son romanı "Kar"la hatırladık. Burası gerçekten de herkesin unuttuğu bir kent miydi yazarın dediği gibi?
Refik Durbaş'ı bile "Yanlışlıkla Berlin'e gelmiş olmalıyım" diyecek kadar şaşkınlığa düşüren Kars'ın sokaklarında sıra sıra dizilmiş süpermarketler, esnaf lokantaları, çayhaneler, berber ve mandıralar düşünün. Her birinin vitrininde "Kelle paça bulunur", "Er ve erbaşlara serbesttir" gibi yazılar dikkat çekiyor. Bir de "Orhan Pamuk, Kar" büyük boy ilanı...

YOKSULLUK AÇIKTA
"Kar" romanının çok satması sonrası, gezginlerin de dikkatleri Doğu'nun Paris'i diye adlandırılan bu kent üzerine çevirildi. Aylık Gezi Dergisi de son sayısında Kars'ı kapak yaptı ve Hande Öğüt'ün kalemenden kenti anlattı. Karın hiç durmadan, büyük bir istekle yağdığı kentte bir iki yıkık bina sıyrılıyor beyazlığın arasından. Gerisi bembeyaz ve uçsuz bucaksız ovadan başka bir şey değil. Kars'taki kar kusurları örtüyor, hataları bağışlıyor ve her şeyi anlamlandırıyor. Saf ve güzel bir yanı var. Ama karın örtemediği bir şey var ki o da yoksulluk. Kentlilere sorarsanız, Kars modern ama yoksul. Öyle modern ki, çağdaş yaşamı yakaladığı tasarımıyla da şaşırtıyor. 150 yıldır benzersiz dokusunu, 8 caddeden oluşan ızgara planına dayalı olarak koruyor.
Kar'ın kahramanı Ka'nın dününü ve bugününü irdelediği kent, en son 80'li yıllarda yapılan bir haberle dikkatleri üzerine çekmiş. Orhan Pamuk'un kitabında anlattığı gibi küçük bir ofiste hazırlanan yerel Serhat Kars gazetesinin sürmanşetten attığı başlıkmış, ses getiren: "Kars, 50 milyara satılık". Gazetenin sahibi Fikri Durgun'a sorarsanız, o yıllardan bugüne hiçbir şey değişmemiş, kent hâlâ toparlayamamış kendini. Iğdır ve Ardahan'ın ayrılması, devletin de Kars'a 'analık' gözüyle bakması, bir de Karabağ olayı...
Kentlinin kendince attığı adımlar da yok değil. Kars'ın girişinde bir pano. Üzerinde "Kars ile ABD Albany kardeş kent olacak" yazıyor. Ermenistan'ın Gümrü ve Azerbeycan'ın Gence kentlerinden sonra sıra ona gelmiş.

YALNIZ VE SESSİZ
Çayhanelerde güngörmüş dedelerin anlattığına bakılırsa duvarları ve tavanları yağlıboya tablolarla süslü evlerde semaverler kaynar; peynirle şarap, votka içilirmiş. Sokaklar balalayka sesleri ile çınlarmış, Kars çayında buz pateni müsabakaları, bayramlarda balolar düzenlenirmiş. Aslına bakılırsa yazar Pamuk'un da anlattığı gibi 1917'de, Bolşevik Devrimi sonucu geri çekilen Rus orduları tarafından boşaltılana kadar başka bir ülkenin topraklarıymış. 40-45 yıl boyunca kente yerleşen Ruslar, Süryani, Ermeni, Yezidi ve Almanyalılar'ın da etkisiyle yaşanmış tüm bunlar. Şimdilerde ise minübüslerinde tüplerin yakıldığı bu serhat kentte yalnızlık var...
İçeceklerin en hası çay
Halkın yüzde 70'inin hayvancılıkla geçindiği Kars'ta halk pazarları, çayhaneler, esnaf lokantaları, bonmarşeler, madıralar, aktarlar sıra sıra... Eski şehrin çekirdeğini oluşturan Kaleiçi Mahallesi, bir-iki tarihi eser dışında Kars'ın varoşu sayılabilir.
Çayhanelerde gazoz ya da başka bir içeçeğe rastlamak mümkün değil. Tek içeçek çay. Meşhur kahvaltıları ise özel salonlarda, tereyağı, bal, ekşimsi süt kaymağı, tekerlek kaşar ile mükellef bir ziyafet sunuyor. Kaz eti makbul, ama restoranlarda bulunmuyor.
Kar, burada yarı fiyatına
Kar'ı yazmak için Kars'ı mesken tutan Orhan Pamuk, Karslılar'ın diline düşmüş bir kere. Metin Traş Salonu'ndaki Faruk Bey gibi çoğu ünlü yazardan açıyor sohbeti. Anlattığına göre Pamuk, burdaki bakır pudra ve kolonya kutularını satın almak istemiş. Ama Faruk Bey, satmamış.
Yazarı takdir eden de var, "Bizde türbanlı, çarşaflı ne gezer" deyip serzenişte bulunan da. Belediye de halk kulaktan dolma bilgilerle kalmasın, okusun diye yayınevi ile anlaşıp, 1000 adet "Kar" romanı getirtmiş Kars'a, üstelik yarı fiyata.

mahmut__v_r.gif

Mahmut ÖVÜR

Dört mevsim Kars

Üç yıl önce Orhan Pamuk'un 'Kar' romanıyla gündeme gelen Kars, şimdi de bir belgeselin konusu oldu. Doğunun gizemli şehri Kars'ın dört mevsimini konu alan belgeselin adı:
Uzak, Renk ve Ahenk.
Anadolu ve Kafkasya arasındaki tarihi konumuyla da ilgi çeken Kars tam anlamıyla bir kültürler mozaiğini temsil ediyor. Kars, merkeze 'uzak' da olsa farklı toplumsal 'renk'leri ' ahenk' içinde barındırmasıyla adeta örnek bir toplumsal yaşam sunuyor.
Aytemiz Petrol'ün sponsorluğunu yaptığı belgesel TRT tarafından hazırlandı. Kars'a bugüne kadar sayısız katkı sunan Aytemiz Petrol'ün sahibi ünlü işadamı İsmail Aytemiz, sanatsal bir etkinliğe katkı sunmanın heyecanını şöyle dile getiriyor: "Doğduğumuz topraklardaki kültürel zenginliği yaşatmalıyız. Bunu bir parça başardıysak ne mutlu bize..."
Belgeselle ilgili resepsiyona çok sayıda ünlü konuk da katıldı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Adalet Bakanı Cemil Çicek, Kültür Bakanı Erkan Mumcu, Kars Milletvekili Selahattin Beyribey, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Iğdır Milletvekili Prof. Dr. Dursun Akdemir, eski bakanlardan Mehmet Keçeciler, Oltan Sungurlu, Kars Valisi Nevzat Turhan, Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu ... Gecenin Karslı konukları arasında da önemli isimler vardı: Prof. Dr. Esfender Korkmaz, Prof. Dr. Bingür Sönmez, Kars Vakfı Başkanı İskender Bozdemir, İşadamları Turan Çelik ve Nuri Vatan .
Belgesel, eski bakanlardan Mehmet Keçeciler'in kızı genç yönetmen Zeynep Keçeciler tarafından çekildi.

co_kun_aral.gif

Coşkun ARAL

Yemediğimiz kazlar

Bu güzelim haberlerden sonra farklı bir konuya geçmek istiyorum. Bu defa kaz çobanlığından bahsetmek istiyorum. Yıllardır gezdiğim Anadolu'da köylerde dolaşırken, hep kaz sürüleri gözüme çarpmıştır. Onlara yaklaşırken de hep uyarılmışımdır. 'Aman dikkat, ısırır.' Niye beslendiğini de pek anlayamamışımdır. Çünkü kazı yemiyoruz. Ne bölge bakkallarında ne de kentlerde süpermarketlerde kaz eti de yok. Doğu Anadolu'daysa kaz yenmek için besleniyordu çok şükür. 70'li yılların sonunda seçim gezileri vesilesiyle gitme fırsatı bulduğum Kars yöresinde ilk kez kaz etinin tadını keşfetmiştim. Tadı damağımda kalmıştı diyebilirim. Fransa'da yaşadığım dönemde de, ülkenin en ünlü ve en pahalı ürünlerinden biriydi 'kaz ciğeri ezmesi'. Gerek ciğeri gerek tüyüyle kaz, Fransa'da çok önemliydi. Kaz çobanlığı diye bir meslek vardı. En son Haberci'nin bilgi otobüsüyle Doğu Anadolu'ya yaptığımız gezide kazı tatma fırsatını tekrar yakaladım. Kars ve çevresinde, konuk olduğumuz evlerde kaz yemekleri yedik. Konakladığımız bir benzin istasyonunda Doğu Kars firmasına ait otobüs yolcularının tümünün yanlarında getirdikleri kaz etini yediklerine şahit oldum. Demek, kazı değerlendirenlerimiz de vardı. Ancak önemli bir ayrıntı vardı. Kaz pişirmek bir bilgi, beceri ve ustalık istiyordu. Önce kaz etini dinlendirmek gerekiyor. Sonra yağını almak için bol kaynatmak. Ardından kızartıp yenebiliyor. Böylesine zahmet gerektiren bir yemeği yiyebilmek için tatları, sesleri, renkleri ayırt edecek olgunluğa sahip olmak gerekiyor. Demek biz bu yüzden kaz yemiyoruz.

savasay.gif

Savaş AY
(mail adresi savasabi@sabah.com.tr)

Orda bir doktor var uzakta...

Kars Arpaçay'ı bilir misiniz?.. Yani öyle haritadaki yerini filan kastetmiyorum. Gidip görmüşlüğünüz. Varıp konakladığınız oldu mu hiç? Askerliği orada yaptıysanız belki. Ya da iş icabı, memuriyet icabı bir süreliğine yolu düşmüşler vardır aranızda.

Köşeler
Her neyse. "Gitmeyen tazminat ödesin!" diyecek halimiz yok. Altını çizmek istediğim yalnızca şu; Memleketin öyle köşeleri, bölgeleri var ki adının anılması için ya bir felaket ya bir olağanüstülük olması lazım. İşte Arpaçay da bu türden bir yer.

Duyan var mı?
Şimdi gelelim sadede. Arpaçay'ı bilmeyen orada olup bitenden, yolundan, suyundan, ışığından okulundan haberdar olur mu? Mesela sağlık ordumuzun adsız neferleri olan bir grup genç doktorun görev yaparken nelerle uğraşıp nelerle karşılaştığını bilen duyan olur mu?

g_lse_birsel.gif

GÜLSE BİRSEL (Avrupa Yakası Dizisinin Yazarı)

SADECE KARS'TA

Kars tüm zamanlarının en popüler günlerini yaşıyor. KAR'ı okuyan herkes Kars'ı görmek istiyor. Söylenenlere bakılırsa şehircilik açısından çok ilginç bir kent.

Ben kitabı çok beğendiğimi, hatta bence, şimdiye kadar Orhan Pamuk'un yazdığı en iyi kitap olduğunu söylemeliyim. Ne o? Siz, "Benim Adım Kırmızı"yı sonuna kadar okudunuz mu? Yeni Hayat'ı? Efenim?..

KAR'ı sonuna kadar bayıla bayıla okuyacaksınız.

Çok lezzetli bir kara mizah var bu kitapta, belki beni oradan vurdu.

Bu arada, KAR'ı okuyanlar ikiye ayrılmış durumda: Kitaba aşık olanlar ve kitaptan nefret edenler.

Siz hangi gruptansınız?

Kars Genel Billgiler

Yanlışlar varsa uyarın

YÖRESEL ŞENLİKLER

Çok eski zamanlardan beri kutlanılan Nevruz yanında, hıdrellez, koyun yüzü, seyran gibi şenlikler yöre yaşantısında önemli bir yer tutar.

Nevruz

Hem Hz. Ali'nin Halifeliği, hem de bahar bayramı olarak kullanılan nevruzun hazırlıkları bir halta öncesinden başlar. Evlerde genel temizlik yapılır. Giysiler alınır ve hediye gönderilirin kutlanması anlamında taşımaktadır. Kutlama Çarşamba akşamı ateş yakma töreni ile başlar. Toprak damlar üzerinde gecenin geç saatlerine değin bu ateş ile Hz. Ali'nin halk ile savaşa çıkmayı duyurması canlandırılır. Ertesi gün (Perşembe) ölü bayramıdır. Evlerde helvalar yapılır, yemişler alınırın. Mezarlığa gidilip, mevlit ve Kuran okunarak dualar edilir. Sonra da herkes yanında getirdiği helva ve yemişleri çocuklara, öksüzlere, yoksullara dağılır. Artanlar ise mezarlar üzerine serpilir, nevruzdan önceki geceye yörede "ihya gözleme" denir. Bu Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilişinin taziyesi anlamındadır. Köy ya da mahalle halkı bir evde toplanır. Sabaha kadar dualar edilir, ağıtlar söylenir. Akşam ve sahurda ilk kez yemek yenir ve gün ağarırken dağılınır.

Gündüz yeniden bir araya gelinerek nevruz kutlanılır. Bu günde hindi kızartmak gelenekselleşmiştir. Herkes birbirine mendil, çorap, iç çamaşırı, yemiş gibi armağanlar verir. Nevruz nişanlıların da görüşme günüdür.

Hıdrellez

Baharı karşılama anlamındaki hıdrellez şenlikleri Ocak sonu ile Şubat başlarında yapılır. Hazırlıkları harman kaldırılırken sonbaharda başlar. İler ev son harmandan bir kısım buğdayını hıdrellez için eler ve saklar. İlk kar yağınca da "bakalım mübarek hıdrellez nasıl gelecek" sözleri ortalığa yayılmaya başlar. Zemherinin (Ocak) 27'sinden gücükün (Şubat) 3'üne değin iki Cuma arası hıdrellez olarak kullanılır.

"Bu cumada atlandı, öbür cumaya inecek" diyerek hıdrellezin gelmesi beklenir. Hıdrellez için saklanan buğday sac üzerinde kavrulur. Biraz kavurga yapılır, birazda hafif kızartıldıktan sonra sacdan alınıp "kir kire (el değirmeni ile) çekilir kavurga yapılır." Bakır bir tasa alınan kağut, boş bir leğen, su dolu ibrik, kullanılmamış havlu, ayna, tarak, küçük bir masrafa ve bir kaşık ile birlikte boş bir odaya bıraklır. Böylece hıdrellezin odaya gelip, leğende abdest alınacağına, tastaki kağuta elini basıp içine su dökürek karıştıracağına ve eve bereket getireceğine inanılır. Halta boyunca odalarda toplanılarak kavurga kağut yenir. Hıdrelleze ilişkin öyküler anlatılır. Kavrulan hıdırellez buğdaylarından birkaç avuç bir torbada bahara saklanır. Ekilecek tohuma katıldığında ekilecek ürünün bereketli olacağına inanılır.

Koyunun Yüzü : Yaz başında koç katımından 100 gün sonra kutlanır. Sıkıntılı kış günlerinin geride kalışı, sürünün o yılki durumunun belirginleşmesi koyunun yüzü şenliklerinde kullanır. Koç katımından sonra herkes 100 gün sayar. Çobanlar toplanarak eğlence düzenler. Aralarından ikisi kadın kılığına girerek köye iner. Çeşitli sazlar eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. Bu sırada kadın kılığına giren çobanlar evin oğluna, eş yada hanımının kulağına geldiklerini söyleyerek kilere dalarlar. Sandıkları açmaya çalışır, kimi zamanda evin erkeğine cilve naz yaparak sezdirmeden ellerinde sakladıkları iğneleri batırırlar. Bu taşkınlıkları önlemek için erkekler para ve sigara, kadınlarda yağ, bulgur, çorap gibi armağanlar vererek çobanları ağırlamaya çalışır. Yüzüncü gün içinde hangi koyunun kısır, hangisinin gebe olduğu anlaşıldığından sürü sahipleri düzenlenen törenlerde çobanlan ödüllendirirler.


Seyran Şenliği

Yaz ortasında yapılan şenlik bir tür hasat öncesi eğlence sidir. Yaylaya çıkıldıktan 1,5-2 ay sonra yöre köyleri birbirine haber vererek belirlenen düzlük-suluk bir alanda toplanılır. Her köy kendi sazlarıyla yaylasından seyran yerine iner. Erkekler bir yanda olmak üzere , geniş halkalar oluşturulur. Bir davul-zurna ekibi kadınların, bir ekip de erkeklerin arasında çalarak halaylar tutulur, tek oyunlar oynanır. Bu şenliklerin en büyük eğlencesi köyler arası karşılaşma niteliğindeki güreşlerdir. Eleme yöntemi ile birinci olana çeşitli armağanlar verilir. İkindi zamanı her köy davul-zurnasıyla kendi yaylasına döner .Yemekten sonra ateş yakılır, eğlence burada sürdürülür. Sabah yeniden seyran yerine inilir, şenlik bir hafta sürer.

Kotan Sürme ve Modgamlık Geleneği

Kars köylerinde Temmuz ayının karşılığı "kotan ayı"dır Kotan ayı yazın en hareketli dönemi ve yöre yaşamının mihenk tası gibidir. Çocukların doğumu kotanla anımsanır: "bıldır kolanda doğduydu ya" ya da askere gidiş: "kotan gelecek ki bir yıl ola". Rus köylülerinin yöreye getirdiği kotan, toprağın derinliğine işlenmesi ve o döneme göre toprak sürmede kolaylık sağlayışı ile kısa zamanda benimsenip, yaygınlaşmıştır. Bir kotan koşumu 8-10 çift öküz, ve bir o kadar insan gerektirir. Herkes "ağır reçber" (zengin) değil ki ha deyince kotan koşsun. Bu durumda birkaç kişi bir araya gelir, öküzüyle, adamıyla "modgam ollur" yani kotan ortaklığı kurar. "Gündönümü" (22 Haziran) ile başlayan Modgamlık "ot biçimine" (Ağustosa ) dek sürer.

Modagamlıkta anlaşma "gün hesabı" üstüne kurulur. Kolan (araç) kiminse ilk hak onundur. Genellikle dört gün kotana (sahibine) ayrılır. Sonra kolanı sürenin "majgal"m sırası gelir. Majgal adı, kotanın tutulacak yerinden, yani "mac"dan kaynaklanmaktadır ki; majgalın hakkı da üç gündür. Öküz sahiplerinin payı ise iki gün¬dür. Öküzlerin gözetimi, bakımıyla ilgilenen "öküzcü"Jerden gece öküzcülerine de iki gün kotan sürülür. En düşük pay birer günle boyundurukta oturan ve öküzleri süren 8-10 yaşlarındaki çocuklarındır. Bu çocuklara da "hodekh" denilir.

Şafakla koşulan kotan, günbatımında çözülür. Kimin tarlası sürülmüş ise, kotanda çalışanların yemeğini o verir. "Kuşluk yemeği" gün doğunca tarlaya getirilir. Sabahlan genellikle yağlılardan oluşan ağır yemekler verilir. Yarma ve un lapasına yağ ile süt katılarak yapılan "haşıl" değişmez yemeklerdendir. Bişi, yağlı yufka, erişte pilavı, kuymak ve helva da kuşluk yemekleri arasındadır. Öğleye elemek ve yoğurt verilir. Çalkarama (ayran) içine ekmek doğranarak "umaç"yapılır. Akşam yemeklerinde ayran aşı, kesme aşı, boz aş, herie gibi çorba türleri bulunur.

Cuma dinlenme günü olup kotan koşulmaz. Perşembe gün batımında kolan açıldıktan sonra herkes evine döner. Yörede yaygın inanışlardan biri kotan ile ilgilidir; "malın (hayvanların) gönlünde 10 adet düğüm varmış, Perşembe akşamı, 'yarın dinlenme günüdür' diye bunun dokuzunu açar, birisini saklarmış ve şöyle dermiş: 'ne olur ne olmaz insan oğlu mukhenettir (kadir bilmez) bakarsın Cuma günü de koştu.

Kotan sürerken uyku gelmesini, uyuşukluğu önlemek, ritim sağlamak için koro halinde söylenen türkülere "horavel" denir. Öküzlerin de horavel ritmine uyduğu söylenir. Genellikle majgalın "heey hey hey" çekmesiyle horavel başlar: "sürün gidelim başa/ kotan değmesin daşa/ ho de hodakh!" bunu bir ağızda çekilen "hoooo!...hoo!--.hoo!..." sesleri izler. Kotanlama denen atışmalarsa işin en eğlenceli yanını oluşturur. Kotan guruplarından biri iş başı yapmış, diğerleri daha kalkmamışsa "kızıl tuman ağ baldır/ hodakh yatmış gel kaldır" diye söz atılır. Onlar koşuma hazırlanırken de yeni bir horavel çekilir: "gökle yıldız sayılmaz/çiğ yumurta soyulmaz/biz bir baş gidip geldik/onlar yatmış ayılmaz". Kotan koşulduktan sonra karşı horavel söyleyecek grup, önce öbür kotandakilerden birine seslenir: "Memmeeet, Memmet / sabahın dar sesine / bacın keklik ben avçı/düşmüşüm ensesine". "Karşı grup bunu hemen yanıtlar: Duvarçığı yağladım / baş böğrüme bağladım/ gettim sizin kapıya yar yar diye ağladım". Bu atışmalar aralıklarla akşama değin sürer.

Kotan koşunu açma da töresel özellikler gösterir. Tarlalar sürülüp, bitirilince kotanlar açılır, o gece tarlada yatılır. Sabah hodaklar çevreye yayılır, çiçek toplar. Kotandaki koşun sırasına göre öküzler arabaya koşulur, baştan sırla çiçeklerle bezenir. Önceki öküzlerin boyunduruğuna da bayrak asılır. Kotan, yatak, yorgan arabaya yüklenir. Kotan da olduğu gibi arabayı da majgal sürer. Hodaklar boyunduruğa oturur. Türküler horavellerle köye girilir. Doğruca kolan sahibinin evine gidilir, topluca yemek yiyilir ."Hergi kurtardık, Allah sağlıkla ekmemizi nasip elsin" denilip helalleştikten sonra dağılır.


Kars'ta Halk Takvimi


Ocak: Karakış-Zemheri
Şubat: Güçük(Kısa ay)
Mart: Döldökümü (Kuzuların Doğumu)
Nisan: Yağmur Ayı
Mayıs: Çiçi yayı
Haziran: Yayla Ayı
Temmuz: Kotan Ayı
Ağustos: Ot Biçimi
Eylül: Böğürme (Rüzgarın Böğürmesi)
Ekim: Harmanay-Sarabayı
Kasım: Koçayı (Koç Katımı)
Aralık: Nahır ayı (Sığır sürüsünün otlaktan dönmesi)

Geleneksel Seyirli Oyunlar

Orta oyunları

Kars, köy seyirlik oyunları ve ortaoyunları açısından da çok zengindir. Kına gecelerinde, düğünlerde oyuncular becerilerini sergileyerek seyircileri güldürürler. Tiyatronun temeli sayılan köy seyirlik oyunları, köylerde toplantıların, eğlencelerin en zevkli bölümleridir. Kervan Oyunu, Deve Oyunu, Köşe Oyunu, Yüzük Oyunu, Aşık Oyunu, Yaş Oyunu, Hortlak Bezeme, Harembaşı Oyunu, Yayık, Pişik bu oyunların başlıcalarıdır. Yörede, bir köyden öbür köye (oğlan evinden kız evine) gelin almaya giden oğlanın yakınlarına "atlı" denir. Bu oyunlarda da en güç roller atlılarındır.

Kervan Oyunu

Seyircilerin çevirdiği alana önce, koyun postu giymiş, yüzünü isle karartmış, başına da papak (başlık) geçirmiş kervancı gelir. Yanında iki de adamı vardır. Tipiye yakalanmış ve köye sığınmıştır. Muhtarı sorar. Kız. tarafından biri ayağa kalkarak, muhtar olduğunu söyler. Kervancı atlılardan birini göstererek, "hele şu sandalyeyi ver de önce oturayım, uzak yerden geliyorum, çok yorgunum, sonra konuşalım" der. Gösterilen atlı sandalye olur. Kervancı üstüne oturur. Sonra "bu gece bizi köyünüzde konuk eder misiniz?" diye sorar. Muhtar öbürlerine danışarak kalabileceklerini söyler. Kervancı, önce hayvanların evlere dağıtılmasını ister. Aklına gelen hayvanları sayarken, muhtar demesin ki ortada hayvan varmış gibi "bir eşeğim var, bir katırım var, bir ayım var, itim var" diye atlılara dağıtır. Kervancıyı da kendi evine götürmek üzere yanma alır, alandan alır. Bir süre sonra ya da düğün birkaç gün sürdüğünde ertesi gece, kervancı alana girer, muhtara teşekkür eder. "Siz bize çok iyilik ettiniz, havalar düzeldi, yola koyulalım, hayvanlarımı toplamaya geldim. Hepsini seslerinden tanırım. Hele ararsın bakalım eşeğim. Bakayım horozum da bir karışıklık olmasın sonra" der. Atlılar hayvan sesi çıkarır. Kimi kez de "bu benim kendimin sesine hiç benzemiyor" diyerek atlıları güç durumda bırakır. Gülüşmelerle oyun sona erer. Aynı oyun yörede Köse Oyunu adıyla da bilinir.

Körüyü Gapa (Körüğü Kapa)

Bu oyun da düğünlerde oynanır. Oyun bir kalaycı, iki de çırakla oynanır. Yüzleri kömürle karartılmıştır. Kalaycı, keçi kılından sakal takar, çırakların elinde birkaç bakır kap, bir buçuk metre uzunluğunda bir sopa ve bir kaç kalaycı aracı vardır. İzleyicilere kalaylanan kapları olup olmadığını sorarlar. Olumlu yanıt alınca usta çıraklara döner: "haydi oğullar getirin körüğü kuralım" der.
Atlılardan biri körük olur. Çıraklar onu apar topar getirip ortaya oturtur. Oyunlar gelinin onuruna yapıldığından eğlencelerde atlılar karşı çıkamazlar. Kalaycı çırakların yardımıyla elindeki sopayı ortaya gelen atlının ceketinin sağ kolundan sokar, sol kolunda çıkarır. Çırağın biri adamın arkasına geçerek sopanın iki ucundan tutar, bir körükmüş gibi sağa sola sallamaya başlar. Ağzından da körük gibi ses çıkarır. Öbür çırak kapları siler, usta da kap kalaylıyormuş gibi yapar.
O sırada bir kişi hızla alana girer ve: "usta ne durursun, baban öldü, hadi gidelim" der. Usta aldırmaz: "adam sende boşver, zaten çok yaşlıydı, çok kötüydü" di¬yerek işi sürdürür. Aynı kişi az sonra koşarak yine gelir: "usta anan da öldü" der. Usta yine aldırmaz "aman sende galmağal (kalabalık) eyleme, o zaten karımla geçinemezdi, çek körüğü" diyerek aldırmaz. Haberci sonuncu gelişte karısının öldüğünü söyleyince usta dövünmeye başlar: "Hayvah hay" der, "şimdi evim yıkıldı". Kendi saçıymış gibi körük olan atlının saçını yolar. Çıraklara "hele toplayın hacatı (araçları), kapayalım körüğü nefes almasın" deyip doğrulur. Körüğün ağzını kapatıyormuş gibi hazırlanarak ocak kurumunu adamın ağzına yüzüne sürer.

Pisik

En yaygın oyunlardandır. Pisik, yerli ağzında kedi demektir. Erkeklerden bir gün önce eve getirdiği eti karamanın yediğini öğrenir. Karısı ise "Eti pisik yedi" der. Kadın kocasını görmüyorrnuş gibi yaparak pisik türküsünü söyler ve oynar:
Tandıra koydum bacayı
Üstüne Örttüm keçeyi
Tez getir yarın acayı
Han harabın kedisi
Ev harabın kedisi Kocası türküye katılır
Böyle yüzsüz olur mu ?
Pisik de hırsız olur mu?
Kedi de değil kendisi
Kadın duymamışcasına türküsünü sürdürür. Oyun bu şekilde karşılıklı türkülerle devam eder.

Çocuk Oyunları

Yörenin çocuk oyunları, diğer yörelerdeki oyunlara benzer. Çocuklar büyüklerin oyunlarına da katılır. Aşık Oyunu, Yüzük Oyunu değişik adlarla Kars'la da görülür. Yüzük Kimde? oyuna da bunlardandır.

Yüzük kimde

Oyuncular bir dizi oluşturur. İçlerinden biri ebe olur. Tüm oyuncular arkalarını dönerek gözlerini yumar. Ebe elindeki kemerle dizidekilerden birinin eline vurarak "yüzük kimde" diye sorar. Eline vurulan kuşkulandığı kişiyi gösterir. Ebe bu kez onun eline vurarak yüzüğün kimde olduğunu sorar. Sonunda yüzüğü bulan ebe olur. Ebe de onun yerine geçer. Oyun böylece sürer.

DİNİ BAYRAMLAR
Dini Bayramlara karşı büyük bir saygı ile ilgi duyulmaktadır. Birçok işler, bu yüzden bayram öncesi yapılacak işler, bayram sonrası yapılacak işler diye ikiye kararlaştırılır. Düğün, sünnet, beh, nişan gibi
Bayrama büyüklü, küçüklü hazırlanılır. Bayramdan bir hafta evvelinden hazırlıklar başlar. Evlerin temizliği, giyeceklerin yenilenmesi ve hazırlanması., gelin göremeler için bayram hediyelerin alınması gibi
Bayramın Şarafa ve Arefe günlerine kadar hazırlıklar tamamlanır. Arefe günü mezarlıklar ziyaret edilir. Varsa küsüler bayram günü barıştırmak için uzmaşma ve hazırlıklara başlanır. Köyün ileri gelenleri küsülülerin barıştırılması için gönüllü olarak görev alırılar. Barışma olayından dolayı ortamda müthiş sevinç yaşanır.
Bayram günü, Şeker Bayramı ise; bütün evlerde pilav pişer, hoşaf ve tatlılar hazırlanır. Kurban Bayramında ise; kurban kesiminden önce yenilmek üzere diğer yemekler yapılır.
Camiide Bayram Namazı kılınmasının ardından ilk bayramlaşma camii içerisinde başlar. Camii çıkışından sonra ilk ziyaret edilen yerler, yakınlarını kaybeden ailelerin ziyareti tamamlandıktan sonra hemen hemen tüm komşular birbirleri ile bayramlaşırlar. Köy içerisinde grup grup dolaşmalar ve toplu bayramlaşmalar köy içerisinde bir hoş olmaktadır. Bayram havası beldemizde bir hafta sürer.
Bayramlarımızda; akrabalar arasına yeni katılan gelin ve hısımları için bayramlıklar gönderilir, daha doğrusu kızevi tarafından böyle bir bekleyiş olur. Gönderilmemesi veya gecikmesi durumunda onur meselesi yapılır. Şeker Bayramı ve Nevruz Kutlamalarında gelin tarafına özellikle kurbanlık gönderilir. Damat tarafınca getirilen kete, çörekler komşulara dağıtılarak paylaşılır. Bu paylaşıma Nemer denir. Nemer alan evler, misafirleri davet ederler. Nişanlı Kız tarafına hediye gönderilen kurbanlıklar çoğu kez kesilmez, kızın çeyizinde damızlık olarak çeyize katılır veya sonradan tekrar erkek tarafına gönderilir. Bu hısımların birbirlerini kollamalarına veya samimiyetlerine bağlıdır.Bayramlıkların gönderilmemesi durumunda hısımlar arasında birçok dedikoduya yol açar.

EVLENME
Evlenmelerde ailenin baskısı gerek kız ve gerekse erkek üzerinde baskını sürdürmektedir. Bu sebeble akraba evliliklerine sıkça rastlamak mümkündür. Birçok aile, yaşılılık ve kendilerine hizmette kusur edilmemesi için akraba evliliğinin tercih sebebi olrak görür.
İlçemiz içerisndeki evlenmeler, kız ile erkeğin konuşması, tanışması veya akrabalar aracılığı ile olur. Bu tarz tanışmalar ya bir düğünde, ya bir yayla çıkışında veya yayla inişinde yada yayladaki ziyaretlerde yapılan gezilerde olur. Eğer kız başka bir köyde ise; oğlanın bir vesile ile oraya gitmesi, bir misafirlik, veya oradaki akrabalarının elçiliği ile münkün olur. Beğendiği kızı istemek için ilk plan olarak; gencin arkadaşları konuyu kıza iletirler. Akabilinde yakınlarına, akrabalarına daha da ziyade annesinde duyururlar. Eğer genç gurbette ise bu konu mektupla uzakta olmanın da verdiği rahatlıkla dile getirilir. Bundan sonra iş kız istemeye gelmiştir. Olmadık hallerde kız kaçırılmaya kadar gidilir. Kız kaçırma olayı nadiren yapılsa da, daha çok başlık bedelinin ağır şartlarda olması durumunda uygulanır. Başlıktan kurtulmanın bir diğer yolu da; Aldeğişiklik yapmaktır. Her iki ailede, 1er delikanlı ve 1er kız varsa ve gençlerin birbirleri ile anlaşması durumunda bir nevi takas yapılır, başlığa bir kolaylık sağlanarak tatlıya bağlanır.

KIZ İSTEME
kız isteme; erkek tarafınca kızın beğenilip ve anlaşma sağlanmasından sonra başlar. İşe önce ağız arama ile başlanır. Eğer kız başka köyde ve orada tanıdıklar yoksa bir şekilde oraya misafirliğe gidilir. Kız ve erkeğin yakınları arasında bir müşavere başlar. Kolay kolay da kalkıp gidilmez. Malum boş dönmek gurur meselesi edilir. Hoş bir defa gidilmekle de kız alınmaz, daha bunun gitgeli vardır.Kız evi, naz evidir.
Kız istemede geleneksel olarak; erkeğin babası, amca ve dayı gibi yakınları elçilik yapar. Kız evinde hazırlıklar yapılır. Yemeklerden sonra büyüklerce söz açılır,Erkek tarafı der ki; Hiç demiyorsunuz siz niye geldiniz diye Kıztarafı da derki : Hoşgeldiniz, sefa gelmişsiniz, gözüstüne gelmişsiniz.
Elçi, Allahın emrini yerine getirir, kız babası hiç vermeyecekse vereceği cevap gayet yumuşak bir uslüpla Vallah ne diyeyim Allah yazmışsa olur, kısmette varsa olur. Bir müddet susmalar , birbirinin yüzüne bakmalar, ev içerisindce gidip gelmeler, danışmalar başlar. Eğer taraflar arasında önceden anlaşma sağlanmışsa iş uzatılmadan tatlıya bağlanır. Şayet kız verilmeyecekse danışacaklarımız var, kızın vekili var onlara da bir danışalaım sizden birkaç gün müsaade alalım, bu arada bir yol bakarlar. Şayet kız hiç verilmeyecekse Vallahi bizim evlenecek kızımız yok der ve kesin cevabı vermiş olurlar.
Elçilik tamamlanıp kız alındıktan sonra hemen gelinin boyu görülür. Evin gelini veya başka bir kız, o da yoksa akrabalardan bir tanesi gelini göstermeye getirir. Gösteren önde, gelinde ardında gelerek misafirlerin eli öpülür. Elçilerde kendi aralarında kararlaştırdıkları kadarı ile geline Boygörmesi verirler. Göstericinin peşkeşi de bunun içindedir. Bundan sonra sıra Beh ve Nişana gelir

Beh ve Nişan
Taraflar arasında kararlaştırılan birgün Beh veya Nişan verilir. Beh nişandan önce verilir. Behe ekseriyetle erkekler gelir, kadınlar az oranda katılırlar. Behin diğer adı Erkek Nişanıdır. Geline getirilen ilk hediyeler, entariler, çamaşırlar, yüzükler, küpeler, başörtüleri, ayakkabı ve çoraplardan oluşur. Behin ucunda (bir eşarbın ucuna bağlı olduğu için de böyle denilir.) bir miktar para verilir.
Nişan, Behe nazaran daha kalabalık olur, kadınlar çoktur, onun için de Avrat Nişanı da denmektedir. Bazen düğünde yapılacak çok işler burada yapılır. Bu yüzden nişanlar, düğünler kadar ağır olur. Nişanda Pasa toplanırsa, düğünde bir daha tabak yapılmaz. Nişan verileceği için kızevinde nişana gelenleri Atlı çekmek için komşulara çay verilir. Nişana gelenler, çaya gelenlerce götürülür.
Getirilen bütün eşyalar hazırda olanların gözüönünde açılır ve birer birer gösterilir. Nişandan düğüne kadar olan zamana nişanlılık dönemi denir. Kız tarafı da Damada nişan olmak üzere aldıkları yüzüğü, mendil, çorap gibi diğer hediyelerle beraber gönderirler.
Beh ve nişanın ikisinin birlikte yapıldığı da olur. Bu en çıkarlısıdır. Tarafların birbirlerine kollamasına bağlıdır.


DÜĞÜN
Kız ve Damat taraflarının işlerine elverdiği bir tarihe düğün kararı verilir. Bayram öncesi, bayram sonrası, askere alınma, terhis olma, yayla inmesi veya çıkması gibi. Kesim kesmeye gidilir. Başlıktan kalanlar (nişandan kalanlar) verilir, bağışlanan bağışlanır, başka alınıp verilecekler kararlaştırılır. Ne kadar pirinç, yağ, etlik, çay, şeker ve diğer eksiklikler kararlaştırılır. Damadın evinde hazırlanan atlı kağıtları ( davetiye ) dağıtılır. Kimlerin düğüne davet edileceklerini kararlaştırmak için, çay verilir. Eğer kızevi başka köyde komşulara çay verilir. Kız evinde atlıların kalması hoş karşılanmaz, atlılar çay içen komşularca birlikte giderler. Hazırlıklar tüm hızıyla devam ederken, bir yandan da kızın tarafı çarşıya alış-verişe götürülür.
Kız ve Damadın sağdıçları seçilir. Gelin sağdıcı ile davette dolaşır. Gelin kızı, yakınları ve komşuları evlerine sırayla davet ederler. Damadın arkadaşları da damadın sağdıcının evinde toplanır. Adeta düğün burada başlar. Çeşitli şakalar, oyunlar yapılır. Damadın şahı donatılır.
Düğünde davul-zurna ile Aşık ayrı ayrı istenir. Bazen her ikisi de olur. Aşıklı düğünler daha sözlü sohbetli geçer. Düğün evinde misafir atlılar ve komşular toplandıktan sonra Aşık, bir serküşte veya döşeme söyler. Bu döşeme ders, öğüt-nasihat şeklinde olur. Saz ve sözü ile düğünün hayırlı olmasını diler, atlıları tarif eder, bazı aşıklar atlıların gönlünü almak için, bazıları ise atlılardan bahşiş almak için yaparlar. Bu anormal bahşişlerin bazen düğün masraflarını geçtiği de olur.

HONÇA KALDIRMA
Gelinin sağdıcı evinde hazırlanan tespilere, gelinin elbisesi konur. Üzerlerine renkli valalar sarılır ve her tepsi bir çocuğun başına konulur. Gelin, sağdıcı ve düğüne gelenlerce davul-zurna ile kız evine gelinir. Honça dolu kazan üzerine getirilmesi uğurlu sayılır. Honçayı getiren çocuklara bahşiş verilir.

GELİN SAÇI
Honçadan sonra saçı verilir. Saçı için verilecek yemeğin masrafı damat tarafından karşılanmıştır. Saçıya eskiden sadece kadınlar katılırlardı ama şimdi erkeklerde katılmakta. Hediyeler gelinindir. Toplanan paralar ile geline birşeyler alınması gerekir ama bunu yapan aile sayısı azdır.

ŞAH KALDIRILMASI
Saçının akşamı kız sağdıcı evinden kız şahı kaldırılır. Sağdıç evinden kızın evine gelinir. Şah grup vakti ile akşam ezanı arasında kaldırılır. Birbirine eşit uzaklıkta ortada bir uzun ve etrafında aynı boyda dört çıtadan yapılmış bu beşli ağaç çakmaya ŞAH denir. Üzerine çeşitli meyveler dizilir, ortadaki en uzun kısma birde Bayrak yerleştirilir. Diğer uçlara elma veya yumurta takılır.
Şah kalkmasında çocukların keyfine diyecek yoktur. Hep bir ağızdan Here Bir Allah Allaaaaaah. Sesleri ortalığı çınlatır. Şahın önünde güreşierler, silahlar patlar. Güreşçilere bahşişler verilir.
Gelinin geldiği günün akşamı da Damadın sağdıcı evinden Damat Şahı kalkar.
Düğün günü; kızın evinde gelini uğurlama hazırlığı vardır. Atlılar biraz daha erken kalkmışlar, varsa Aşık yine devran eder, akşamdan kalan hikayenin noksanını bitirir veya misafirlerin arzularını yerinde getirir. Çeyizler yazılır, bu arada gelinin erkek kardeşlerinden 1 tanesi veya yakınlarından biri sandığın üzerine oturur. Sandık üzerine oturmayı kapı basmayı takip eder. Bunlara bahşişleri verilir. Gelinin eşyaları hazırlanan arabaya veya mevsime göre eğer az ise kızaklara yüklenir.
Gelin arabasına, gelin, kız yengesi, damat yengesi, kız çıkarma ve diğer yakınları biner, hareket anında damat yengesi bir güzel gıcık verir ( yani kız tarafına sizden böyle kız götürülür dercesine çinko tabağın arkasını yemek kaşığıyla çalar.) Bir yandan da verdik bir dana, aldık bir sona, galın yana, yana ve gelin aracı hareket eder. Atlı gaydası bir güzel çalınır. Gelini almaya gelen atlılardan birisi, kız yengesinden Müjde Yastığı alır. Müjde yastığını erken getiren atlının atının boğazı renkli valalar ile süslenir. Bu atlı tekrar düğün alayını karşılamaya döner. Bunun bahşişini damat yengesi verir.
Gelin, damat evine inince ayağının altına bir kazan ters çevrilir. Üzerine bir çay tabağı konur. Gelin arabadan inerken sağ ayağı ile bu tabağın üzerine basarak kırar. Damat sağdıcı ve arkadaşları ile damın üzerine çıkarlar, ellerinde mendil ağızları kapalı, üzerlerinde bir palto veya pardesü olur. Bu damadın büyüklerine karşı utanma ve nezaket ifadesidir. Damdan yere, gelinin başına meyve ve bozuk para atılır. Küçük çoçuklar kapan kapana yarışırlar yere düşenleri alabilmek için. Damat elindeki elmayı veya portakalı gelinin başına vurmaya çalışır. Eğer gelinin başına vurabilirse bunu da kendisine ÖVÜNDÜ yapar.
Toplanan atlılara düğün yemeği verilir. Bu yemekte para toplanır. Bu para toplama işine tabak veya Pasa denir. Düğüne iştirak edenlerin adı ve köyü söylenip yazılır. Pasa toplamak bir nevi borçtur yani düğüne gelenler yazılır ki onların düğünü olduğunda şu anki düğün sahibi de onların düğününe katılabilinsin. Malum, gelenin düğününe gidilir veya gitmek gerek deriz ya işte onların kaleme alınması

DAMAT VE GELİN ZİFAF USULLERİ
Damadın evinde,kınada oynayıp ,düğün son bulduktan sonra herkes evine gider damadın evinde bir zifaf odası hazırlanmıştır gelini getirdiği Karyola yatak ve bir kısım çeyizleri ile bu oda donatılmıştır.
Damat ve gelin her ikisi de getirdikleri şahı orada bozar meyvesini yerler eğer gelin başka bir
Köyden gelmişse şahı orada bozar meyvesini getirir.

AYAK BASMA
Gelin önce konuşmaz damat dolaylı yollardan konuşturmaya çalışır ve gelin bir dil bağı ( hediye olur) verir konuşturur. Bu arada gelinin ayağına basmaya gayret eder aynı şeyi gelin de yapmaya çalışır denirki her kim erken ayağına basarsa evlilik boyunca onun sözü daha geçerli olur.
Damat odası sağdıç ve kız yengesi tarafından beklenir kız yengesi gelinin bakireliğini ispat eder dışarıda da silah atılır.

www.kockoy.bel.tr adresinden alınmıştır.

Yerel Ağız
Kars'ta Yerel Ağız Özellikleri: Karmaşık bir toplumsal yapısı olan Kars'a, çeşitli zamanlarda birçok Türk oymağı yerleşmiştir. Bu nedenle zengin bir folklora ve değişik ağız özelliklerine sahiptir. İlin zengin ova ve yaylaları, öteden beri sınırdaş Türk oymaklarını çekmiştir. Yöre, hayvancılıkla geçinen göçerlerin uğrağı, doğu kökenli birçok Türk oymağının, pek çok da Azeri'nin yerleşim yeri olmuştur.
Karapapak ya da Terekeme, Dünbüllü ya da Çarıhçı, Kaçar, Türkmen, Ayrım, Afşar, Bayat, Muğan oymakları değişik zamanlarda yörenin çeşitli köy ve kasabalarına yerleşmiştir. Bunlar da kendi aralarında kimi kollara ayrılır. Bu oymakların ağız özellikleri de birbirini etkilemiştir. Yerli Kars ağzı da kendi arasında Kars köylü ağzı , Zarşad (Arpaçay) ağzı Bardız, Şüregel ağızları gibi kimi ayrımlar gösterir. Aralarındaki küçük ayrımlara karşın bu ağızlar özde benzeşirler.
Ağız özellikleri, yörelere göre değişken bir yapı gösterirse de egemen dil özellikleri Azeri lehçesi anımsatır. Yerel ağzın başlıca özellikleri şunlardır:
Bilmen ünlüler yanında uzun a ( â ) ve e ( e ) sesiyle kapalı e ( e ) sesi yerel ağızda çokça kullanılır. Başlıca ünlü değişmeleri:
a / e : Dene (Tane), teref (Taraf), zerer (Zarar), nefte (hafta), sedeget (sadakat)
a / e : Heyvan (Hayvan), Eşk (Aşk)
a / ı : Davı (dava), hıyal (hayal)
a / o: Ovu (ağu), hovuz (havuz)
a / u: Oruyu (oraya), peygumber (peygamber)
e / a: Alma (elma), halva (helva), şahta (sahfe)
e / i : Kise (kese), geciyi (geceyi)
e / ö: Öv (ev), övlat (evlat), zövk (zevk), dövlet (devlet), söv (sev), mövle (mevla)
ı / i : İldiz (yıldız), il (yıl), İydır (Iğdır) i / a : Şahap (sahip), sahal (sahil) i / e : Seher (şehir), cevan (civan), nene (nine), elaç (ilaç)
i / e: Çok görülen bir ses değişmesidir. İlk hecedeki i sesi , genellikle e' ye dönüşür, eşit (işit), nêçe (nice), hêç (hiç), bêçara (biçare), tesbêh (tespih)
i / ı : Gazı (gazi), zalim (zalim), fanı (fani)
i / u: Yahidu (yahudi), fulan (filan)
i / ü: Şüşe (şişe), cüt (çift), müsafir (misafir), tülkü (tilki)
i / y: Ayle (Aile), Kayde (kaide)
o/ o: Sohbet (sohbet), öyne (oyna)
o/ u: Dohtur (doktor), urman (orman)
u/ e: Mehebbet (muhabbet), Mehemmet (Muhammet)
u / ı: Yımırta (yumurta), vır (vur), bı (bu), hamı (kamu), namıs (namus)
u / i: Bizov (buzağı), dudi (dudu)
U /o: Dodan (dudak), oyan (uyan)
u /ö: Böyün (bugün), töyfe (tuhfe), möhteber (muteber)
u /u: Yugeri (yukarı), hüdüt (hudut)
U /i: Kiçik (küçük), icret (ücret)
ü /ö: Röya (rüya), höyük (büyük), göyerçin (güvercin), möhlet (mühlet), göher (güher)
Yerel dildeki ünsüz değişmelerinin başlıcaları da şöyledir
B /p: Pit (bit), pozul (bozul), putun (bütün)
B/m: Mana (bana), min (bin)
D/t : Taha (daha), tökül (dökül), tükan (dükkan), tüş (düş)
G/k: Könül (gönül), keş (geç)
K/g: Gul (kul), gulah (kulak), gıbla (kıble), gesebe- (kasaba), gıy (kıy)
Kimi zaman ses değişmeleri ; sözcük ortasında da olur
Mejbur (mecbur), göştü (göçtü), patişah (padişah), tehnif (teklif), esgi (eski), fegir (fakir), sahla (sakla), indi (şimdi), seye (sana), ikimci (ikinci), çerçep (çarşaf), döy (döv) gibi.
Çoğu zaman da ses değişmeleri sözcük sorumdadır. Gılıc (kılıç), heç (hiç), eşih (eşik), helg (halk), kırh (kırk), zerel (zarar) gibi.
Kimi zamanda ünlü türemeleri de olur
İraf (raf), irazi (razı), irazt (rast), Ürüstam (Rüstem) gibi.
Kars yerel ağzında ünsüzlerin yer değiştirmelerine sıkça rastlanır. İrbaham (İbrahim), gılba (kıble) , surfa (sofra), örgen (öğren), argı (ağrı), riskin (diksin) gibi.
Bir de sözcük içinde yan yana bulunan iki ünsüzden ikincisinin aykırılaştığı görülür. Muhakgah (muhakkak), sekgiz (sekiz), bitdi (bitti), çıhtı (çıktı) gibi.

Yerel ağızda sık görülen ünsüz ikileşmelerine birkaç örnek
Atasözleri Bilmeceler - Ninniler
Atasözleri
Yöre insanı, güç koşulların biçimlendirdiği yaşamında doğayla içiçedir. Ortak ürünlerin çoğunda olduğu gibi atasözlerinde de doğayla ilgili deneyimlere, izlenimlere, benzetmelere yer verilir. Yalnız bir cümleyle dünya görüşü özetlenir.
Kars'tan derlenmiş atasözlerine birkaç örnek
Toyuk (tavuk)gaznan (kaz ile)yerise (yürürse). (Ayağını yorganına göre uzat anlamında kullanılır.)
Yumurtana göre kığılla (bağır). (Aynı anlamdadır.)
Boyunduruk ne biler, zor camuşdadır. (Kişinin çektiğini, zorlukları başkalarının tam olarak bilemeyeceğini dile getirir.)
İt başı honçada durmaz. (Honça, Kars'ta güveyin kız evine kuru yemişle doldurup üstüne renkli örtü örterek gönderdiği tepsidir. Bu atasözü, değerli şeylerin yanında değersiz şeylerin yakışıksız kalacağını anlatır.)
İti gaya gölgesine bağlayıplar, öz kölgemdi deyip. (İti kaya gölgesine bağlamışlar bu benim gölgemdir, demiş) (Toplumdaki yerini bilmek, başkasının gölgesinde büyüklenmemek gerektiğini vurgular.)
Kurbağa deryaya işiyip en büyük balığa haber gönderip ki, men bu deryaya ortağam. (Yukarıdaki atasözüyle aynı anlamdadır ve gereksiz büyüklenmenin gülünç kaçacağını açıklar.
Korun talaşına mı mum bahalıdır. (Mumun pahalı olması körün umurunda mı.) (Görmeyen ya da bakıp da değerlendiremeyenler için çevresinde olanlar bir anlam taşımaz, manasındadır.)
Sürüşen (sürçen) atın başı kesilmezidir. (Bir kez yanılanı hemen gözden çıkarmamak gereğini anlatır.)
At atın ya huyundan ya tüyünden alar (alır).
Kapını mökkem (muhkem, sağlam) kapat, komşunu oğru (hırsız) tutma. (Elinden gelen önlemi almadan başkasını suçlama, anlamındadır.)
Maya buddu gelinen, ner buâdu oğul çıkar. (Dişi deve gibi boylu poslu, güçlü gelinden, erkek deve gibi güçlü oğul çıkar.) (Soya çekimin önemini vurgular.)
Halana bak oyna. (Yapacağın işte deneyimlilere danış anlamındadır.)
Herkes aklının tehrini (ürününü) yiyer. (Kişiler yeteneklerine göre başarılı olur, iş tutar, aklının yettiğini yapar demektir.)
Zenatine hor bakan aç kalır. (Yaptığı işi küçümseyenin verim alamayacağını vurgular.)
Derdine vaktinde ağla. (Derdini, eksiğini zamanında gör, önlemini al anlamındadır.)
Bulut Göli'ye (Göle'ye), dön gel geriye; bulut Muş'a, başla işe. (Doğa deneyimlerinden kaynaklanan bir atasözüdür. Bulutlar Göle taralında, yani kuzeyde ise hava bozacak demektir. Tarlaya gidilmez, geri dönmek gerekir. Bulutlar Muş tarafında, yani güneyde ise o gün hava iyi olacaktır ve işe başlanabilir.)
KARS ADINA YAZILMIŞ DİĞER ATASÖZLERİ
Koyunu olmayanın bıçağı keskin olur.
Pehlivan güreşte belli olur.
Vuran oğul babaya kalmaz
Komşu baldan tatlıdır.
Sevildiğin yere çok gitme
Yapı daşı yerde kalmaz
Yetimi döveceğine üstünü cır
İt ayıbını bilse özüne tuman diker
El tutanın eli kesilmez
Atın ölümü arpadan olsun
Allah dağına bakar kor verir, bağına bakar bal verir.
Gülen kızın ağlayan gelinliği olur.
Oğul dayıya benzer, kız halaya benzer
Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.
Ağlayan uşağa, gepe vermezler
Çığrılan yere erinme, çığrılmayan yere görünme
Bilmeceler
Kars'ta bilmeceye "Tapbaca" denir. Tapbacaların çoğu mani biçiminde söylenir. Yöreden yerel ağızla söylenmiş birkaç terekeme tapbacası Bu dağda lale gezer Elinde piyale gezer Ne giğiller ne de yumurtar
Dahncah lale gezer
(Ay, Yıldız)
Dağda düleyman(mayali süt, peynir) gördüm Suda Süleyman gördüm Duzsuz pişen aş gördüm Yatar göyşer (döner)daş gördüm

(Deleme peynir, balık, helva, değirmen)
Daşdandı kömürdendi Keçen gün ömürdendi Lale bir yemiş yedi

Ağacı demirdendi
(şiş kavaf, "sis kebap),
Ninniler
Yöreden yerli Kars ağzıyla söylenmiş birkaç ninni Örneği
Ellerin balası külden, topraktan
Benim balam gülden, yapraktan
Nenni de balam a nenni
Nenni de yavrum a nenni

Gizdir nazdır
Bin guruş azdır
Bin daha getir
Gel sel yüreğimi götür

Nennide balama a nenni
Nenni de yavruma a nenni
Meydanda atlar
Yanyana otlar

Balama gurban olsun
Goç goç yiğitler
Nenni de balama a nenni
Nennide yavruma a nenni

Geleneksel Halk Müziği ve Ağıtlar
Kars ve yöresi, buraya yerleşen değişik etnik topluluklar nedeniyle halk müziği ve oyunları yönünden zengindir. Bar yöresidir ki, yerli halk yanında Azeriler ve Türkmenler de bar oynar. Köylerde ise seyirlik oyunlar yaygındır.
Halk müziği
Kars, türküleri ve oyun havalarının ezgi yapısı ve ritim özellikleriyle çok renkli yörelerdendir. En önemli özelliği de aşıklık geleneğini yaşatan tek il olmasıdır.
Kars'ta iki resmi derleme yapılmıştır. İlki 1950'de Ankara Devlet Konservatuarca gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaya Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen katılmıştır. 1973'te TRT'nin yaptığı ikinci derlemeyi Nida Tüfekçi , Muzaffer Yönden, Zihni Devcin gerçekleştirmiştir. Derleme aşıklık geleneği, atışma örnekleri ve davul, zurna havalarını içermektedir. Ayrıca Latifşah, Ani, Alparslan, Emrah, Köroğlu gibi müzikli halk hikayeleri, açık makamları da kayda alınmıştır.
Yurdun çeşitli kesimlerinde genellikle hava, gayda, ağız, ayak gibi sözcükler makam yerine kullanılmaktadır. Kars'ta ise ezgisel yapıya makam denilmektedir. Araştırmalarda ayrı ayrı adlandırılan makamların, çoğunun ayrı dizede olduğu, ancak ritim, tavır ve ağız değişikliklerine göre adlar aldıkları, görülmüştür. Bu makamlardan bir bölümü şöyledir: Yerli divanisi, Osmanlı divanisi, Merke divanisi, Çıldır divanisi, Yürük divanisi, Çiğali, Tecnis, Çıldır güzellemesi, Şüregel güzelemesi, Yürük güzelemesi, Haşdımah, Yanık Kerem, Keremi, Kesik Kerem, Guba Kerem, Bala Mehmet, Çoban Kare, Gevheri, Zübeyde, Züverek, Dademi, Şikeste, Garibi, Karam, Güriçistan, Gazeli, Sultani, Sahal, Kollu, Seyyad, Hicram, Kars barı, Mansuri, Emrahi, Sümmani, Yürük Türkmeni, Derbeder, Osmanlı bozuğu, Keşir Oğlu, Yıldızeli, Gereyli, Civan Öldüren, Çukurova, Köroğlu, Gülbeyi, Meşdi Rüstem, Şarabani, Bizim Elli, Muhanimce.
Yörede aşık makamlarıyla söylenenler dışında, bilinip söylenenler şunlardır: Yallı havaları (nanay), gelin-güvey türküleri, kına havalan, harman-hasat türküleri, ağıtlar, öğütler, Köroğlu, Sümmani, Şenlik, Hasta Hasan, Emrah gibi ozanların deyişleri, cirit, güreş havaları, kahramanlık türküleri, göç türküleri, semahlar, dağ havaları, Azeri ezgilerinin tümü de (oyun havası, bayatı, mahnı) ilgiyle çalınıp, söylenir.
Yörenin ünlü türküleri Saraydan İndi Yeridi, Mert Dayanır Namert Kaçar, Gönül İster Gülün Konmasını, Başına Döndüğüm Kurban Olduğum, Beyim Gözün Aydın Olsun, Bu Gelen Nahir mıdır, Bayırda Gezen Bacılar, Yaylasından inmişler. Tanyeri Atanda Şafak Şokende , Derdi Danıştınsa Hangi Lokmana, Kiziroğlu (Bir Hışımla Geldi Geçti), Uca Dağların Başında, Bulguru Kaynatırlar, Ardahan'ın Yollarında, Can Maral Can, Kemanımın Telleri, Ay Gara Gaş, Amman Avcı, Kars'a Giderim Kars'a, Al Lala, Dağdan Kestim Dirgenlik, Ayrı Düşeli Senden, Yavrum Evlatlarım, Bağa Girdim Üzüme, Yaylalarda Üç Atım Var, Olam Boyun Kurbanı yörede derlenen ünlü türkülerdir.
Ağıtlar
Sınır kenti olarak pek çok savaşa sahne olmuş ve bir çok acı yaşamış olan Kars'ta ağıt yakma geleneği yaygındır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Sarıkamış'ta şehit olanlar için yakılan ağıtlardan biri şöyledir
Zalim felek sana nettim neyledim
Bardız-Dere halin yanıp söyledim
Düşman kılıçları çalha çaldadır
Kimse yol öğretmez, eyce yaldadır

Bu Otuz Harbi'ne can mı dayana
Dağıldı herbiri gitti bir yana
Nice nevcivanlar bölendi kana
Yitirdiler bilmem hangi çöldedir.

Soğanır'da nice alaylar dondu
Nice bin hanenin ocağı söndü
Pervane olup Kars uğruna yandı
Gine derler zulmün çoğu daldadır.
Halk Müziği Araçları
Yöre halk sazları yönünden de çeşitlilik gösterir. Aşıklar genellikle meydan sazı (divan sazı) çalarlar. Bu sazlarda tel sayısı altı ile dokuz arasında değişir. Derleme gezilerinde başka yörede rastlanmayan tel dizimi saptanmıştır. Altta iki tel, ortada dört tel, üstte iki telden oluşan bu dizimin akordu da değişiktir. Birinci tel 'la', orta telin biri 'la', ikisi 're', dördüncüsü 'sol', üst teli 'sol' sesi verecek şekilde düzenlenmiştir. Bağlama ailesinin tüm sazları tezeneli ve tezenesiz çalınır.
Tar, Azeri türkülerinde çalınır ve tel anlamındadır. İkili üç dizi telden oluşur. Teller, 'la-mi-la' ya da 'do-sol-do' aralıklarıyla düzenlenir. Turların kimilerinde bum teli ve uyum teli vardır. Bağa ve boynuzdan yapılan mızrapla çalınır. Üflemeli sazlardan zurna, dilli ve dilsiz kaval, zil zurna (cura zurna) denilen küçük boy zurnalar, mey ve balaban da yaygındır. Yaylı sazlardan Azeri kemane dört tellidir. Ana¬dolu'nun öbür yörelerindeki kemanelerden çok büyüktür ve dizde çalınır. Vurmalı sazlardan davul, zilli salkıma, tef, koltuk, davul, kasnak içine küçük demir halkalar çakılmış değişik tefler, kaşık, zil, tongurdak başlıca sazlardır.
Geleneksel Halk Müziği ve Ağıtlar
Kars, geleneksel oyunlar bakımından en zengin illerdendir. Bunun nedeni değişik kültür birikimi olan insan topluluklarının yöreye yerleşmesidir. Türkmen boyları, Azeriler ve Doğu. Anadolu yöresi insanlarının oyunları bir arada görülebilir.
Halk oyunları
Kars, halk oyunları yönünden bar bölgesine girer. Halaylara ve semahlara da kimi ilçe ve köylerde rastlanır. Tek halkalı, çift halkalı oyunlar olduğu gibi karşılama biçiminde oynanan oyunlar da vardır. Kars halk oyunları çoğunlukla kaçma (kadın-erkek) oynanır. Kars'ın kimi ilçelerindeki oyunlarda nitelikli bir görünüm açısından Kafkas oyunlarıyla benzerlikler görülür. Orta oyunu özelliğinde konulu, Öykülü danslarla da günlük olaylar, savaşlar ve olağan üstü konular simgelenir. Nanay denilen çalgısız oyun havaları da yaygındır.
Bara Artvin ve Kars yörelerinde "yattı" denilmektedir. Toplu barlara genellikle küçük yörelerde rastlanmaktadır. Dağlık yörelerdeki barlar çoğunlukla beceri gerektiren hızlı oyunlardır. Açık havada davul zurna, kapalı yerlerde ney ve davul eşliğinde oynanır.
Kimileri öbür illerde de bir takım ayrılıklarla oynanan barlar şunlardır:
Düz Bar, Ağır Bar, Bar Sekmesi, Tütiye, Mahmudiye, Aşırma (Tek Ayak Bar ), Üç Ayak Bar, Çember Sıçratma (Tik Bar), Bekir-Bengi, Karapürçek, Ters Bar, Tek Tamzara, Çift Tamzara, Sarhoş Barı, Daldalar, Tavuk Barı, Ezingah Deresi, Kars'ın Önü, Durna Barı, Hoşbilezik (Altun Yüzük), Mustafa Barı, Kotan Barı, Can Maral (Göçergin Vurdum), Zencirli Köroğlu, Dur Yerinde (Şüregel Barı), Ardahan Barı, Yayla Barı, Köroğlu Barı, Koçarı Barı, Temur Ağa, Deliloy, Laçın Barı, Papuri (Pağpuru), Sallama, Gülüm Oğlan, Ay Işığı, Bir Gül Ektim, Diz Kırma, Kır-Al, Boyakçının Gelini, Hey-Narı, Kundurayı Mor Boyarlar, Şerbeti Kaldı Tasta, Bu Gelen Nahır mıdır, Sorul, Almalı Dağlar, Senalar, Bizim Bağda, İndim Derede Durdum, Dağdan Kestim Değnek;
Karapapak denilen Türkmenlerin oynadığı Terekeme, Ağır Terekeme, Tellice, Lezgi (Hangi), Koloş, Orta Çala, Süsen Sümbül, Kalender, Memmet Bağır, Almadere, Çil Horuz, Düz Yallı, Narı, Şanalım, Kesme;
Azerbaycan asıllı toplulukların oynadığı Edilceben Senem , Ceylani, Askerani (Gence), Mirzayi, Kaşengi, Lezgi, Beşacılar, Nez Beri (Naz Barı), Lale, Kuçeler (Köseler), Enzeli, Karabağ, Uzun Dere, Arzuman, Iğdır Yallısı, Sincani (Zengani), Gumurü Yallısı, Gulbi;
Doğu Anadolu'dan gelen toplulukların oynadığı Delilo, Koççeri, Göle'nin Düzü, Hay Molo, Nare, Lorke, Gaçke Barı, Kule, Hey Narı, Berzini, Çepik, Hekari gibi halk oyunları oynanmaktadır.
Bunların en bilinenleri şöyle oynanır
Lezgi
Azeri oyunlarındandır. Tek, ikili, alaca dizi (kadın-erkek), toplu karşılamaz gibi değişik adlar alır. Tek oynandığında "Lezinka" denir. Toplu oynanırsa, yöreye göre Lezgi, Lehuri adını alır. Oyunda erkek kartalı, kadınsa sülünü simgelemektedir. Oyuncular haliz oluşturur, dönerek oynarlar, arada bir durdurulur. Bu sırada oyunculardan biri, kimi kez alanın ortasına fırlayarak özel gösteri yapar. Tek kişilik gösteriler sırasında halkadakiler el çırpmakla yetinirler.
Pappuri
Yerli oyunlardandır. Oyun sallanmayla başlar, sert hareketlerle hızlanır. Ağırlaşarak ve hızlanarak süren oyunda birden durulur. Kızlar ortaya farlar, elele tutuşup bir kez döndükten sonra yerlerine geçer. Bu kez aynı hareketi erkekler yapar.
İlk figürlerdeki sağa sola sallanarak yürüme, küçük bebeklerin yürüyüşünü andırdığından, oyuna bebek anlamına gelen, "pappi"dcn türeyen Pappuri denildiği sanılmaktadır.
Üç Ayak
Yerli barlardan Üç Ayak , hareketlilik ve çeviklik gerektiren bir oyundur. Oyun sırasında ayaklar üç kez yere vurulur. Üç kez de yerinde sayar. Adım da bu üçlü hareketlerden almıştır. Kızlı-erkekli oynanır.
Adını Kars'la yerleşmiş bir Türk boyu olan Terekemelerden (Karapapak) almıştır. Terekeme erkeklerinin alınganlığını, yiğitliğini; kadınlarının ise ağır başlı, çekingen davranışlarını yansıtır. Oyun çok ağır bir havada, iki kız oyuncunun, seyircileri ellerindeki mendili başlarına ve göğüslerine götürüp selamlamalarıyla başlar.
Döne
Erkek ve kadın birlikte oynanan yerli oyunlardır. Genellikle üç kız, dört erkekle oynanır. Ağırdan başlar, gittikçe hızlanır. Oyuncular elele tutuşur, iki adım sağa sekilir, sonra üç adım sola yürünür. Tempo hızlandıkça yürüme ve sekmeler sıçramaya dönüşür. Çökmelere de yer verilerek oyu